’Her böceğin ağız tadı farklıdır, ama bazı böcekler ısırgan sever.’’
Kaname ve Misako birbirlerine karşı artık hiçbir şey hissetmeyen, ancak nasıl ayrılacaklarını, durumu çocuklarına nasıl söyleyeceklerini bilemeyen bir çifttir. İkisi de başkalarıyla ilişkilerini sürdürürken ve durumun farkındayken, ayrılığı erteler ve kendilerini suyun akışına bırakırlar. Ancak bir noktada artık bu iletişimsizlikten kaçamaz hale gelirler, aileleri, özellikle Misako’nun babası da olaya dahil olur ve çifti klasik Japon sanatlarına yönlendirerek onları bu çıkmazdan kurtaracağını düşünür.
Japon edebiyatından okuduğum ikinci kitap oldu, Bazıları Isırgan Sever. Bu seferki Japon kültürünün daha yoğun olduğu, Batı kültürü ile geleneksel Japon kültürü arasındaki çatışmayı da ortaya koyan bir okumaydı. Klasik Japon sanatlarından kukla tiyatrosu Bunraku’a özellikle sık sık yer veren yazar, tiyatronun değişimine ve insan - kukla benzerliğine de yer veriyordu. Pek çok dipnot ile dolu olan kitapta bu dipnotlar yer yer beni akıştan koparsa da, neredeyse hiç bilmediğim Japon kültürüne dair pek çok da şey öğretti bana. Bir yandan Kaname ve Misako arasındaki iletişimsizliği, kopukluğu ele alırken, öte yandan özellikle kadının toplumdaki yerine dair pek çok şeye değinen Tanizaki bir daha okuma listemde olacak mı pek emin değilim ama Japon edebiyatına okumalarımda daha çok yer vereceğim kuşkusuz.
Bir taşra kasabasının akıl hastanesinde geçer Altıncı Koğuş. Kitabın adını aldığı Altıncı Koğuş'ta beş hasta vardır, bunlardan biri, İvan Dmitriç, doktor Andrey Yefimıç'ın özellikle dikkatini çeker. Devamlı takip edilme korkusuyla hastaneye yatırılan bu adam, kasabada sohbet edecek tek bir kimseyi bile bulamayan doktor için, muazzam bir sohbet arkadaşıdır. Koğuşta ettikleri felsefi sohbetler, İvan Dmitriç'in söyledikleri, yıllardır hastalarını görmezden gelen ve rahatına bakan doktor Andrey Yefimıç için bambaşka bir kapı açar. Günden güne içine düştüğü yanılgının farkına varan doktor, kendini sonunda hiç ummadığı bir yerde bulur.
"Lanet olası hayat! En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi. Operadaki gibi zarafetle değil, ölümle son bulacak olması."