"Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?"
İnsanlardan pek de hoşlanmayan biridir Andreas Doppler. Ancak son derece başarılı bir şekilde sürdürdüğü yaşamında bunu görmezden gelerek, gündelik dertleriyle, çocuklarıyla, işiyle uğraşıp gider. Ormanda geçirdiği bir bisiklet kazası ise onu, tüm bu yaşamını, ailesini, başarılarını geride bırakarak, ormanda avcı toplayıcı olarak yaşamaya sürükler. Burada yol arkadaşı geyik Bongo ile, insanlardan, kent yaşamından uzak şekilde aylarını geçirir. Günümüz insanının en büyük dertlerinden biri bu sanırım, yaşamın koşuşturmacası içinde ne istediğimizi ya da istemedeğimizi bulamadan, herkes gibi yaşayıp gitmek... Doppler de bu sorunu yaşayan ve bir gün geçirdiği kaza ile bir şeylerin kafasına dank ettiği bir adam. Hep başarılı ve akıllı biri olmaktan bir anda bıkıyor, bunlardan kaçıyor ve başarılı olmak gibi bir derdinin olmayacağı ormana sığınıyor.
Norveç edebiyatının başarılı yazarlarından Erlend Loe'nun kaleme aldığı bu kitap, mizahi bir dille Doppler'in ve aslında günümüz insanının yaşadıklarını çok güzel ele alıyor. Biri henüz dilimize çevrilmemiş olsa da, iki devam kitabı daha var Doppler'in. Onları da okumayı ve Doppler'in macerasına ortak olmayı çok isterim.
"Yalnız doğar, yalnız ölürüz. Buna bir an evvel alışmak lazım. Yalnızlık yapının temeli. Yani taşıyıcı kolonun ta kendisi. İnsan başkalarıyla bir arada yaşayabilir, ancak 'bir arada' demek, kural gereği yan yana olmak anlamına gelir. Bu da iyi sayılır. İnsanlar yan yana yaşar, şanslarının yaver gittiği anlarda belki bir arada bile olabilirler. İnsan aynı arabada oturur, aynı yemeği yer, aynı Noel'i kutlar. Ama birlikte araba kullanmaktan, yemek yemekten ya da Noel'i kutlamaktan başka bir şey bu. İşin iki yönü var. İki gezegen.