Kitaplar pek çoğumuzun hayatlarının büyük bir parçası. Belki de pek çoğumuzun da kitapları konusunda farklı takıntıları, kuralları var. Sevdiğimiz satırların altını çizmek, sayfaların köşesini kıvırmak ya da dokunmaya kıyamamak, kitapları biriktirmek veya az sayıda kitaba sahip olmak gibi... Kağıt Ev de kitap tutkusu ve okumak üzerine kısa ama harika bir roman. Artık evine sığmayan, sayısı yirmi binlere ulaşan kitaplarına olan bağlılığını en derinden hissetiğimiz Carlos da bu okurlardan biri. Kitaplarını artık muhafaza edemeyeceği noktada, onlarla inşa ettiği kağıt evi beni hayrete düşürdü. Aynı zamanda da kendi kitaplarımı düşündürdü, kitaplığıma sığmayan, bir kısmını hala okumadığım ve öylece bekleyen kitaplarımı... "İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla." diyor yazar. Ne kadar doğru, bizi biz yapan, hayatımızda gerçekten izler bırakan, bizi yansıtan kitaplara yer verdiğimiz bir kütüphane, yarattığımız hayatımız, orada okunma sırasını bekleyenlerse değil.
"Bir okur zaten var olan bir yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Bir ömür yetmez bu yılda yürümeye." Bu yolda keyifle yürümek dileklerimle...