SPOILER İÇERİR.
Çalıkuşu romanına ilk defa edebiyat öğretmeninden duymuştum. Edebiyata olan ilgim sayesinde kitabı yargılamadım. Reşat Nuri gayet sade ve anlaşılır bir dili kullanmış. O dönemde ki yazı örneklerine bakarsak Reşat Nuri'nin dili su gibi akıp gidiyor. Şu sıralar yeni edindiğim bir alışkanlığım var. Bir eser hakkında düşünürken sadece esere odaklanmak yerine onun yaratanı da tanımaya çalışıyorum. Çünkü bence eserin yaratıcısı o esere ruhunun bir parçasını da koyuyor. Aynı Reşat Nuri'nin Çalıkuşu'nda yaptığı GİBİ. Reşat Nuri kültürlü bir ailede büyümüştür. Bu da romanda kültür ortamının oluşmasına yardım etmiştir. Babası memur olduğu için küçükken birçok şehir değiştirmiş ve öğretmenlik yapmıştır. Bunlar da bize romanda yer, mekan ve olay örgüsünü tasvir etmiştir. Biraz da eserden bahsedecek olursak, roman o dönemin ruhunu hissetmemizi sağlamıştır. Kadınların genç yaşta evlendirilmesi, toplumsal eşitsizlikler, eğitim alanındaki zorluklar gibi birçok toplumsal olayla karşılaşmaktayız o zaman şartlarıyla karşılaşmak romanındaki karakterlerin psikolojisini anlamamızı yardımcı oluyor. Romanında beni en çok etkileyen yer "Kamran beyefendi, 'Sarı Çiçek' romanını baştan başa öğrendik. Bir daha ölünceye kadar birbirimizi görmek yok. Senden nefret ediyorum", kısmıydı. Feride'nin arkasına bakmadan Tekirdağ'ı terk etmesi kendisi yaptığı en iyi şeydi. Feride'nin karakteristik özelliklerinden bahsedersek; Feride cesur, başına buyruk, gururlu, alaycı ve esprili, güçlü ve idealistir . Feride'nin bir diğer karakteristik özelliği kaçmaktır. Ne zaman kelimeler yetersiz kalsa ya da ona geçmişini anımsatan bir olay yaşasa hemen kaçıyor. Feride her ne kadar Kamran'ın izini silmeye çalışsa da her zaman kalbinin bir kenarında ona yer veriyordu. Romanı okurken bizi en çok