Kendi Talihinizi Sevin: Özsevgi
İnsan çoğu zaman kendini, başına gelenlerin toplamı zanneder. Ailesiyle, çocukluğuyla, kırgınlıklarıyla, başarısızlıklarıyla, yarım kalan hayalleriyle ve içine gömdüğü cümlelerle kendini tarif etmeye çalışır. Oysa insan yalnızca başına gelenlerden ibaret değildir; onlara verdiği anlamdan, onlara rağmen kurduğu iç dünyadan ve kendi kaderiyle kurduğu ilişkiden de ibarettir. Kendi talihini sevmek, başına gelen her şeyi güzel bulmak değildir. Acıyı kutsamak, haksızlığı normalleştirmek, yarayı inkâr etmek hiç değildir. Kendi talihini sevmek; insanın geçmişine, kaderine ve varoluşuna düşman olmaktan vazgeçmesidir. “Keşke böyle olmasaydı” cümlesinin insan ruhunda açtığı sonsuz boşluğu fark edip, bir gün usulca “Bütün bunlara rağmen ben buradayım” diyebilmesidir. Bu düşünce, Friedrich Nietzsche’nin meşhur “Amor Fati” yani “kaderini sev” kavramını hatırlatır. Amor Fati, insanın yalnızca yaşadığı hayatı kabullenmesi değil; o hayatın bütün zorunluluklarını, kırılmalarını, rastlantılarını ve yaralarını da kendi varoluşunun bir parçası olarak görmesidir. Stoacı filozofların kader karşısındaki sükûneti de burada anlam kazanır. Epiktetos’un insanın kontrolünde olanla olmayanı ayıran bilgeliği, Marcus Aurelius’un hayatın akışına direnmeden erdemli kalma çabası, aslında aynı noktaya işaret eder: İnsan her şeyi seçemez; fakat yaşadıkları karşısında nasıl bir ruh inşa edeceğini seçebilir. Bu noktada “Memento Mori”, yani ölümü hatırlama düşüncesi de özsevgiyle derinden ilişkilidir. Çünkü ölümlü olduğunu bilen insan, kendi hayatını sürekli erteleyemez. Kendine düşmanlık ederek, geçmişle kavga ederek, başkalarının sevgisini inkâr ederek ve kendi ruhunu sürekli cezalandırarak geçirilecek kadar uzun bir ömür yoktur. Ölümün hatırlanması karamsarlık değil; hayatı daha sahici, daha adil ve daha
Psikoloji
Küresel Tasarımın İç Motoru
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Metodolojik Çerçeve ve Deterministik Matris Modern Türkiye’nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin, ideolojik polarizasyonların ya da lineer bir demokratikleşme/otoriterleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı, yüksek entropili ve deterministik bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal ve dönüştürücü iç motoru, geç Osmanlı döneminden itibaren devletin kurucu unsuru ve iktisadi omurgası olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli yeni muhafazakâr/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat, finansman kanalları ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Her aktörün bir "son kullanma tarihi" (expiration date) bulunmakta ve işlevini tamamlayan unsurlar sistem dışına itilmektedir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, asimetrik tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel, deterministik ve bütüncül bir dökümüdür. Krono-Politik Hat ve Jeopolitik Kırılma Eşikleri NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Herkes farklı biçimde gider Ne oldu o gitti? Sonuç: Ölüden farkı olmayan bir insana dönüştüm Şimdi acılar bağrımı yaksada seni unutacağım Pembe yalanlarına kanmayacağım Seni kalbimden söküp attım! Güven Tekin Kırık Bir Kalbin Veda Notu Muzaffer Talip Gazi Antepin köklü baklavacı ailelerindendi baklavacılığı annesi Rahime hatundan yediği terlik ve oklavalar sayesinde öğrenmişti talip ailesi antepin köklü ailelerindendi meslek gidenlerden bir veda hatırası olarak dededen toruna miras bırakılıyordu her zanaat mutlaka bir hidayet bileziği idi annesi Rahime hatunun fotoğrafına baktı Muzaffer bey ne oldu gittin diyip annesi ile konuşmaya başladı bir yandanda kökeni mö 3000 yıllarına dayanan baklavanın yanmamasına özen gösteriyordu annesi oğul işini özenerek yaparsan sofrana nice krallar oturur diyerek fars saraylarında ince yufkalarla açılan en son osmanlı saraylarında binlerce misafiri ağırlayan o mis kokulu şeker arttıran baklava şimdi antepli Muzaffer talip beyin konağında kokmaya başlamıştı Annesi gittikten sonra bir ölüden farkı kalmayan Muzaffer bey kendisine laf sokanlara inat aile ocağına dönebilecekmiydi kimisi var terkediyor kimisi var veda edip helallik istiyordu konuşamıyordu olgunlaşamıyordu Muzaffer Bey annesinin bıraktığı o tarifi yapabilirse bağrını yakan acıları bir kenara bakıp evine geri dönebilecekti annesini yad etti o mübarek hatun şimdi asıl vatanında ırmaklar akan cennetlerdeydi İnsan beraber yürümek için evlenir Keyfi keyfine gelmeyecekse Hayat meşakkatli bir yol, bu yolda eşlik etmeyecekse geçmişi silemiyorsa Ne yapayım ben onu? Üsame.21 NE YAPAYIM BEN ONU? Küçük Nejat annesine sordu bisikletimi tamir edecekmisin hayatın meşakkatli yolunda babası muzaffer beyin yokluğunda anne hatça kadın çocuklara yolda eşlik ediyor çocuklarını
Duygu ve Düşünce
Günün Esması
🌹 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bismillâhirrahmânirrahîm 📖 وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا 🕊 Okunuşu: Ve kefâ billâhi Hasîbâ 💫 Anlamı: "Hesap görücü olarak Allah yeter." 📚 Nisâ Sûresi, 6. âyet 🌙 GÜNÜN ESMÂSI — el-Hasîb 🕋 Arapça: اَلْحَسِيبُ Okunuşu: Yâ Hasîb 📿 Anlamı: Kullarına her ihtiyaçlarında yeten, kendisine sığınanı boş çevirmeyen; her amelin hesabını dosdoğru gören, en küçük zerreyi dahi kaydından düşürmeyen; hak ile bâtılı en âdil biçimde ayırt eden, mazlûmun hakkını zâlimden tam olarak alan. ✨ Tasavvufî bâtını: Hasîb ismi iki kapıdan tecellî eder. Birincisi kifâyet kapısı: Hakk Teâlâ kuluna yeter, başkasına muhtaç bırakmaz. Hz. İbrâhim aleyhisselâm ateşe atılırken "Hasbiyallâhu ve ni'me'l-vekîl" (Allah bana yeter, O ne güzel vekîldir) demiş, ateş ona berd ü selâm olmuştu. Bu söz, Hasîb ismine sığınmanın anahtarıdır. İkincisi hesap kapısı: Hakk Teâlâ her ameli, her sözü, her niyeti zerresine kadar bilir ve âdil ölçüde karşılığını verir. İmâm Gazâlî kuddise sirruh, Hasîb ismini "hem kuluna yeten, hem her şeyin hesabını eksiksiz gören" olarak beyân eder. Bu iki cihet aslında birdir: Hakk yeten olduğu için kul başka kapıya muhtâç olmaz; Hakk hesap gören olduğu için zâlim cezasız, mazlûm hakkından mahrûm kalmaz. Selef buyurmuştur: "Hasîb'i tanıyan kul, kendi hesabını başkasına gördürmez; çünkü asıl hesabın sahibini bilir." 🌿 Bu esmâya devâm edende açılanlar: Kalbine kifâyet hâli yerleşir; "acaba yeter mi" korkusu yerini "Hakk yeter" yakîniyle değiştirir. Maddî ve manevî darlıklarda umulmadık yerden destek bulur. Haksızlığa uğradığı yerlerde sabretmeyi öğrenir; çünkü en âdil hesabı görenin Hakk olduğunu bilir. İnsanlara muhtâc olma duygusundan kurtulur; el açmak yerine kalbini Hakk'a açmayı öğrenir. Korkulu vakitlerinde Hz. İbrâhim'in lisânıyla "Hasbiyallâh"
"Bütün insanların yaratıcısı olarak, bütün insanların hukukunu en adil bir biçimde gözeten Allah’ın hükümlerini ve fıtri insani erdemleri belirleyici kılan bir adalet sistemini kurabilmek, Allah’ın bütün kullarına adalet ve özgürlük sunacak zemini hazırlayabilmek için, öncelikle zulme, şirke, ifsada karşı topluca tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesi vermeye ihtiyaç var." ●Mehmet Pamak
Kendiniz hakkında bir şeyler duymak ister misiniz?
🗨Deneyim gerçekten de o kadar önemli mi? “Benim bu işte kaç yıllık tecrübem var” diye konuşanlardan neden uzak durulmalı? Hem özel yaşamlarımızda hem de iş hayatında geri bildirimin gerektirdiği yüzleşmeye neden uzağız? Hayatta en iyi geri bildirim kimden alınır? Kişilik konu olduğu zaman en sık duyduğum soru “Kişilik değişir mi?” sorusudur. Bu soru çok yerindedir çünkü kişiliği hayat boyu oldukça sabit kalan özellikler bütünü olarak tanımlıyoruz ve kişinin belirli bir durumda bir davranışı gösterme olasılığı olduğunu söylüyoruz. Hiç şüphesiz kişiliğimizin temelini oluşturan genetik özellikler değişmiyor ancak davranışımızı değiştiren bazı durumlar var. Bunlardan biri zaman. On yıllar içinde kişilik özelliklerinin bazıları değişiyor, örneğin tedbirlilik yaşla artıyor. Bir başka değişim nedeni büyük travmalar. Bu tür yaşantılar hayat ve davranış değişikliğine yol açabiliyor. Bir diğer değişim aracı iyi bir psikoterapi. Böyle bir süreçten geçmenin insanların hayatlarında dönüşüme neden olduğunu biliyoruz. Ancak insan davranışlarındaki değişim konusunda en önemli olanı ve bir bakıma en kolay gibi gözükeni geri bildirimdir. Çünkü geri bildirim gündelik hayatın içinde yer alabilir ve kişiliğin uzantısı olan davranışları değiştirmek konusunda anahtar rol oynayabilir. Bunun için adil ve doğru olmasa da yanlış yerde, zamanda ve biçimde verilse de, duygu durumunuz uygun olmasa da geri bildirimden yararlanmak hem daha iyi insan olmak hem de meslekte ilerlemek için yaşamsal bir önem taşıyan beceridir. Bu beceri kişi isterse bütün beceriler gibi öğrenilebilir ve kişi kendisini geliştirebilir. Deneyim gerçekten de o kadar önemli mi? __Zamanımın önemli bir bölümü yöneticilerle yaptığım çalışmalarla geçiyor. Onlara şu soruyu soruyorum: “Genç bir çalışan
Makale|Yazı