Adelaide biliyordu ki kusursuz olma zorunluluğundan kaçmanın tek yolu genç yaşta ölmekti. İnsanların hafızalarında güzel gelin, sevgi dolu bir anne, şakayıklarla dolu bahçesi olan tatlı bir komşu olarak kalmak istiyordu. Hayattayken bu fırsatları yakalayabilirse tabii.
Her zaman şöyle bir teorim vardı: Insanlar hayatımıza en çok ihtiyaç duyduğumuzda girerler.
Onları beklemediğimizde ya da zorladığımızda değil, hayır, evren onlara ihtiyaç duyduğumuzu bildiğinde gelirler. On yıldan fazla zaman önce, lise birin Edebiyat dersinde Eloise isimli bu rüya gibi kızın karşısında oturuyordum. Evren, en iyi arkadaşımı bulmam gerektiğini biliyordu ve işte oradaydı: mor sırt çantası, çiçekli saç bandı ve saf altından bir kalple hemen arkamda oturuyordu.
Kahretsin, dedi
Seni her şeyden çok seviyorum.
Hindistan cevizli soğuk kahveden, Audrey Hepburn filmlerinden, köpüklü pembe kokteyllerden ve var olan bir erkekten daha çok.
Üstelik bunların hepsi gerçekti.