Kitapta tek bir hikaye var, Bob Berger'in Macaristan'da Yahudi soykırımı sırasında yaşadıklarını hatırlayıp bunlarla başa çıkması. Bunu bir kitap hacmine çıkarabilmek için sayfayı yarım kullanmışlar, yetmemiş, hikayenin arkasına Irvin Yalom'un bir röportajını eklemişler. Anlatılan hikayeden ölüm korkusunu yenmeye dair çıkarılacak sonuçsa şu: ölüm korkusunu yenmek için, hayatta kalma mücadelesi vermek etkili bir yol. Kitabın bütün anlattığı bu. Gerisi zavallı Yahudilerin soykırımda çektikleri, hayatta kalanların hala çekmekte oldukları. Bildiğimiz hikaye yani. Üç Amerikan filminden birinin anlattığı konu. Tabi röportajda varoluşçu psikoterapiye dair güzel bilgiler var ama ölüm korkusunu yenmek? Yok. Röportajdan edindiğim bir bilgiyi de yazıp kapatayım, psikanalizin yeni yorumları eskiye göre çok daha etkili ve psikanaliz kurumdan kuruma uygulayan kişiden kişiye niteliği değişen bir terapi yöntemiymiş. Psikanalizin geçmişe takılı kalıp bugünü ve geleceği ihmal edişi son yıllarda azalan bir eksi yön diyor. Varoluşçu terapi ise bilindiği gibi bugünü ve geleceği anlamlandırmak üzerine kurulu. Bu farkı oturtması faydalı oldu benim için. Yine de adına aldanıp kitabı almanızı tavsiye etmem. Okuması keyifli ama adının verdiği vaat içeriğinde yok.
Kuşların hayatından kendimize dersler çıkarmamızı istiyor kitap. "Kuş beyinli" yaratıkların bizim hayatımıza kimi açılardan yön vermesi bazılarımız için imkansız görünebilir ama aslında eksenini kaybeden hayatlarımıza kuşların yaşam felsefesinden birtakım dokunuşlar girmesine çok ihtiyacımız var. Şöyle ki:
*Ördeğin tüy döküp eklips dönemi yaşadığı ve bu dönemi kendisinden hiçbir beklentiye girmeden sabır ve metanetle sakince geçirdiği gibi biz de acılı dönemlerimizde kendimize iyileşme süresi tanıyabiliriz.
*Kilometrelerce öteye, adresini hiç şaşmadan uçan göçmen kuşlar gibi biz de navigasyon becerilerimizi hiçbir cihaza emanet etmeden doğada yönümüzü bulabiliriz.
*Bazı göçmen kuşların hiç uyumadan bir hafta boyunca dünyanın kuzey ucundan güney ucuna uçtuklarını, bu süre boyunca beyinlerinin bir kısmını uyutup diğer kısmıyla uçmaya devam ettiklerini sonra diğer kısmı uyutup öteki kısımla uçmaya devam ettiklerini öğrenip doğanın en mükemmel varlığı olup olmadığımızı tekrar sorgulayabiliriz.
*Nasıl ki bir kumru çifti yuvayı beraber ayakta tutuyor, yavruları beraber besleyip ömrünü beraber geçiriyor ve bu sayede bir üreme mevsiminde birkaç defa yavru yapabiliyor, çoğalma başarısını artırıyorsa biz de eşlerimizle sorumlulukları ortak paylaşıp yuvanın mutluluğunu ve birlikteliğin başarısını artırabiliriz.
*Bazı süslü kuş türlerinde erkeğin daha dişiyle birleşmeden önce sadece bu ihtimalinin kesinleştiğini anladığı andan itibaren parlak tüylerin dökülmeye başladığını bilerek göz alıcı erkeklere çok da meyletmemek gerektiğini düşünebiliriz :) Bizi cepte gördükleri anda çizgileri kaymaya başlıyor şerefsizlerin :)
*Kimi kuş türlerinde erkeklerin dişiye sürekli hediyeler getirerek kendini kabul ettirmeye çalıştığını hatırda tutup homo sapiens erkeklerin bize harcadığı emek,
Kuşların FelsefesiPhilippe J. Dubois · Domingo Yayınevi · 20201,640 okunma
Özgürüz diye illa kaçıp gitmeyiz. Yuvada her şey yolundaysa hep oraya geri döneriz. Birini alıkoymanın ya da korumanın en iyi yolu kuşkusuz kendi kendine geri dönsün diye yuvayı hep sıcak tutmaktır.