“Oğlum Yaşar, benim başıma çok belalar geldi. Ben asıl kime sövüleceğini çok iyi bilirim ama sövülecek olana sövünce başım derde giriyor. Yani çorbadan ağzım çok yandığından ben de şimdi yoğurdu bile üfleyerek yiyorum. Asıl sövülecek olanlara, sövülmesi gerekenlere sövüp saysak, polis yakamıza yapışır. Biz de asıl sövmemiz gerekenlerin yerine feleğe söveriz. Bu millet feleğin olmadığını bilmez de mi yatar kalkar feleğe söver, hiç durmaz boyuna feleğe ilenir? Bilir bilmesine... Ama feleğe söverken, feleğe ilenirken, kime sövüp ilendiğini bilir, yüreğinin ataşını söndürür. İleneceklere ilensek mahkemeye verirler, hapislere atarlar. Millet de yolunu bulmuş; feleğe söver, kadere ilenir, yazgısını yerer. Yüreğini serinletir, biraz olsun erinir.”
“...Benim işime yarar bişey olunca, evet o zaman bana yaşamıyorsun diyorlar ama kendi işlerine gelince yaşıyorsun diyorlar. Okula gideceksem, yaşamıyorum. Askere alacaklarsa, yaşıyorum. Nüfuskağıdı istersem, yaşamıyorum. Vergi alacaklarsa, yaşıyorum. İş ararsam, yaşamıyorum. Ceza keseceklerse, yaşıyorum. Dava açarsam, yaşamıyorum. Tımarhaneye kapatacaklarsa, yaşıyorum. Evleneceksem, yaşamıyorum. Ama şimdi bir casusla içli dışlı olduğum duyulursa, yaşıyorsun der de asarlar.”