O. Kız
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
10 yıl önce afrin cesedini bulan kişi hannah'yaydı o gün gördüklerini sorgulamayan kişi hannah'yaydı onun tanıklığını masum bir adamı hapse mi tıkmıştı gerçeği öğrenmesi gerekiyordu okunması gereken güzel bir kitap
O KızRuth Ware · The Kitap Yayınları · 2024213 okunma
Milli Devletin Ümmet Projesiyle Kuşatılması.
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 26. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2025 18:53
Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün akıl, bilim ve milli egemenlik temelinde kurduğu çağdaş bir devlettir. Ancak son yirmi yıldır ülkenin siyasal rotası, bu kurucu felsefenin sistemli olarak aşındırıldığı bir dönemeçten geçmektedir. Cumhuriyetin laik ve üniter kimliği, adım adım, planlı bir sosyolojik mühendislik operasyonuyla dönüştürülmektedir. Bugün yaşananlar bir siyasi tercih değil, devletin kurucu varlığına yönelmiş tarihî ölçekte bir müdahaledir. Erdoğan’ın siyasal vizyonu, Atatürk’ün kurduğu milli devlet fikrinden tamamen kopmuş; yerine “ümmet merkezli bir toplum” hedefi oturtulmuştur. Suriyelilere verilen vatandaşlıkların, Türkiye toplumunu “Türk milleti” temelinden “İslam ümmeti” kimliğine doğru kaydıracak bir demografik dönüşüm aracı olarak görülmesi, bu projenin en tehlikeli boyutudur. Bu, basit bir göç politikasının ötesinde, Cumhuriyetin sosyolojik temellerine yönelmiş bir operasyon niteliğindedir. Bu dönüşümün ikinci ayağı ise ideolojik kurumsal kuşatma olmuştur. Diyanet’in Milli Eğitim üzerindeki gölgesi, ilahiyat fakültelerinin hukuk fakültelerini baskılayan bir otoriteye dönüştürülmesi, Arapça propagandasının kamusal alanda neredeyse zorunlu kültürel yönlendirme seviyesine çıkması… Tüm bunlar devletin laik yapısının çözülüşünü hızlandıran bilinçli tercihlerdir. Ortaya çıkan tablo, millet odaklı Cumhuriyet fikrinden ümmet odaklı hilafet hayaline doğru sürüklenen bir devlet yapısıdır. Erdoğan’ın 2023 seçimleri öncesi kurduğu büyük senaryo da bu hayalin zirvesiydi: Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı, Afrin ve İdlib bölgelerini plebisit yoluyla Türkiye’ye ilhak etmek. Bu adım, “Misak-ı Millî’yi tamamlayan lider” propagandasıyla Cumhuriyetin 100. yılında yeni bir tarih yazma hesabıydı. Ancak uluslararası dengeler bu planı boşa çıkardı.
Demografik İşgalÜmit Özdağ · Destek Yayınları · 2023316 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
5/10
·128 syf.·
2025 243. kitabı
1894 İstanbul Depremi ve Halep’e Seyahat Sermet Muhtar Alus Yayına hazırlayan: Prof. Dr. Meral Demiryürek Yayınevi: Kapra Yayıncılık Sayfa sayısı: 128 Okuma süresi: Yaklaşık 2 saat Sermet Muhtar Alus’un tanıklığıyla kaleme alınan bu eser, 1894’te yaşanan büyük İstanbul depremi ve ardından gelen sürgün süreci üzerinden hem bir döneme hem de bir ailenin kaderine ışık tutuyor. Kitapta, depremin İstanbul’da yarattığı yıkım, toplumsal ve kişisel düzeydeki etkileri birincil bir gözle aktarılıyor. Deprem sonrası yaşanan olaylar, yazarın hayatındaki en önemli kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Anlatıya göre, dedesi Abid Paşa depremden sonra önce ailesinin durumunu öğrenmek için evine gidiyor. Bu davranış, dönemin jurnalcileri tarafından yanlış yorumlanarak Sultan II. Abdülhamid’e bildiriliyor. Ardından, Paşa’nın depremde zarar gören kışlanın onarılması gerektiği yönündeki görüşü de padişahın hoşuna gitmiyor ve neticede Halep’e sürgün ediliyor. Ailenin geri kalanı da kısa süre sonra 8–9 günlük bir gemi yolculuğuyla Halep’e gönderiliyor. Bu süreçte yazılanlar, hem bir yolculuk anlatısı hem de Halep ve çevresindeki (Hatay, İskenderun, Afrin gibi) bölgelerdeki yaşantıya dair canlı gözlemler sunuyor. Özellikle çocuk yaşta olan Sermet Muhtar’ın gözünden aktarılan bu izlenimler, Osmanlı’nın son dönem sosyal ve kültürel yapısına dair ipuçları içeriyor. Kitabın son bölümlerinde Osmanlı’da eğitimin içeriğine ve dönemin okullaşma anlayışına dair hatıralar yer alıyor. Kitap iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde Prof. Dr. Meral Demiryürek tarafından hazırlanan giriş bölümü yer almakta; burada yazarın hayatı, ailesi ve yazılarına dair bilgiler sunuluyor. İkinci bölüm ise Sermet Muhtar’ın
Edebiyat
1894 İstanbul Depremi ve Halep’e SeyahatMeral Demiryürek · Kapra Yayıncılık · 20245 okunma
Veneradan “aqromnu” salamlar
8/10
·307 syf.·
2025 13. kitabı
İlk dəfə başladığım kitabı bəyənmədiyim halda oxumağa davam etməyə çalışdım və oxuduqca bəyəndim. Münasibətlərdən kənara çıxıb fərd kimi daxilimizdə olan problemlərə toxunaraq, faydalandığım kitablardan birisi kimi özünə yer elədi. Dostlarım kitabın necə getdiyini soruşanda “dalaşaraq oxuduğumu” deyirdim. Vərəqləsəniz, razılaşmadığım fikirlər, ələ saldığım qeydlərlə dolu olduğunu görərsiniz. Digər tərəfdən, həmin fikirləri müzakirəyə açdım. Hər dəfə yeni, fərqli bir yanaşma öyrəndikcə, problemin baxış bucağımda olduğunu hiss etdim. Kitab axı özü deyir ki, “Kişilər Marsdan, Qadınlar Veneradandır.” Təbii olaraq, bu iki yadplanetlinin münasibəti də son dərəcə kompleksdir. Sosial medianın “qadın tərəfi”nə məruz qalan zaman, kişilərin nə qədər aşağılanıb qadınların “mükafat”a çevrildiyini görürəm. Qadınlar hər nə qədər “obyekt” kimi qavranılmaqdan narahatlıq duysa da, “mükafat”ın da bir obyekt olduğunu unudurlar. “Kişilər tərəfi”ndə isə “masculinity”ni dominantlıq, güc və uğurla bəsləyərək qadınların “əzə bilmədiyi, hörmət etdiyi” kişi fiquruna çevrilmək kimi ideyalar var. Bu ideyaların daşıyıcıları da, əsasən, bəzi məşhur sosial fiqurlardır. Hər iki tərəfin belə ideyalarla sevgi içərisində münasibət qurmağının mümkün olmadığını düşünürəm. Günümüzdəki münasibətlərin problemi də mənə görə bundan ibarətdir – onları sevgi yox, ego və mənlik hissi daha çox idarə edir. İnsanlar özdəyər hissini itirməmək üçün mənasızca bir-birini əvəz edir, birinin boşluğu digəriylə doldurulur, içlərində həll edə bilmədikləri məsələlərə görə bir-birilərindən qaçış yolu kimi istifadə edirlər. Spoiler: Bu marafonun sonu yoxdur. Kitabda ən çox razılaşmadığım fikir, qadınların son dərəcə emosional varlıqlar, kişilərin isə hər yaxşı hərəkətindən sonra “afərin” almağı gözləyən uşaqlar kimi qələmə
Psikoloji
Men Are from Mars, Women Are from VenusJohn Gray · 199233 okunma
7/10
·288 syf.··
2025 41. kitabı
Herkese Selamlar Sizlere bu sefer Antakya ile Afrin arasında gidip İstanbul ve Kilis’te son bulan bir hayat hikayesi ile geldim. Öncelikle bazı yerlerde ben biraz kopukluk yaşar gibi oldum ama sonrasında toparladım biraz. 1940 yıllarında köy yaşamındaki namus töre gibi kavramlar ağır bastığı için insanların davranışlarıda hep bu tarzdaydı. Hacer sevdiği bir adam tarafından kandırılmış gece buluşmasına gittiğinde adam onu lekelemişti. Sabah olduğun köylüler onu bulduğunda kendide değildi. Sonrasında evlenmiş bir oğlu olmuştu Ali adında. Kumaşını kadın onu emzirmişti. İleriki yıllarda Hacer onu kandıranın aslında kaynı Hazim olduğunu öğrenmişti. Hacer yıllarca amcası bildiği aslında öz oğlu olduğunu öğrenince bunu hazmedemez bir gün dağa çıktıklarında Hazim ve Behram’ı vurur. Oğlu Ali çok küçük olduğu için bunu hatırlamaz ileriki yıllara kadar. Aynı zamanda Hatay ve Suriye arasında Kaçakcılık olayları artınca Vali ve Müfettiş aralarında bir muhbir olmaları gerektiğini düşünür. Böylelikle küçük baskınlar yerine büyük bir baskın yapıp meseleyi çözmek isterler. Seçtikleri muhbir biraz fazla para ister fakat elleri mahkum kabul ederler. Peki Ali ile muhbirin bağlantısı ne? Detay vermeden anlatmaya çalıştım umarım sizlerde severek okursunuz. Kitapla kalın…
MuhbirSerhan Kurşun · İnkılap Kitabevi · 202439 okunma
8/10
·288 syf.··
2025 43. kitabı
Muhbir Coğrafya kaderdir derler bu kitapta bu çıkarımı net bir şekilde anlayacağız. Ülkemiz birçok milletin yaşadığı komşuluk yaptığı topraklara sahip ve özellikle Hatay ilimiz farklı din mensuplarını farklı milliyetleri içinde barındıran nadide şehirlerimizdendir. Kitabımız Antakya,Afrin,Kilis ve İstanbul ekseninde yaşanan olayların anlatılmayısıyla okuyucusuyla buluşuyor. Kitabımız olaylardan olaylara kişilerden kişilere o kadar hızlı geçiş yapıyor ki sanki bir kitapta onlarca kitap okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Kitabımızın ana karakteri Ali’dir sonraları Kilisli Ali olarak anılacak dert yükü Ali. Ali’nin anası Hacer gözünü aşka açmış ve saf niyetiyle Afrin’li bir delikanlıya vurulmuştur. Ancak sevdiği adam Hacer’in saf duygularını kullanmış ve Hacer’in aşkına namusuna leke sürmüş ve kaçıp gitmiştir. O günden sonra Hacer’in hayatı kararmış babası Afrin’li delikanlıyı bulup kızıyla evlendirmiştir.Hacer’in Ali isminde bir evladı dünyaya gelmiştir. Ali’nin hem babasını hem amcasının katili olan anası Hacer mutluluğu bulamamış oğlununda hayatını sıkıntılarla dertlerle daha da bi doldurmuştur. Bu toprakların töreleri adetleri bazen insanlara yaşama hakkı dahi vermemiştir.Toplum cahilleştikçe cahilleşmiş ağalar,zenginler garibana söz hakkı vermemiştir. Kitabımızın baş karakteri Ali’de hayatın tüm zorluklarını yüklenmiş ve bir vesileyle Kilis’in en zenginlerinden olmuş namı diyar diyar yayılmıştır. Ancak Ali’nin onlu yaşlarından yaptığı bir kötülük hep aklında olmuş psikolojik travması bir ömründe devam etmiştir. Bir sinirle Semerci dükkanını yaktığı sırada içerde aşkını gizlice yaşayan tenekeci dimosla muhtarın kızını da ateşe verdiğinin farkında olmadan dükkanı kundaklamaya devam etmiş dimosla muhtarın kızı çırılçıplak şekilde can havliyle kendisini dışarı atmış o
MuhbirSerhan Kurşun · İnkılap Kitabevi · 202439 okunma