"Hey! Kaldırımların üstünde ne güzel bağırılır ve şarkı söylenir; kaldırımların üstünde ne güzel yıldızlara bakılır: arkadaşlarla ne coşkun kahkahalar fırlatılır ve yalnızken
ve ağır ağır yürürken, için için ne güzel ağlanır!
"Yağmurlu havalarda kaldırımlar ne güzeldirler, rugan gibi parlarlar. Orada gölgemizi görürüz, ruhumuzu sürükleyen iskeletimizin gölgesini; ve ıslanmak ne iyidir, harap olmak, sırılsıklam ve karmakarışık, vıcık vıcık, büzülmüş, tortop, allak bullak ve perişan olmak.
"Kaldırımlarda ayaklar boş ve baş doludur. Baş... Ah... Başımız. Biz, kaldırım çocuklarının başı... Orada nağmeler ve mısralar, hayaller ve resimler, hatıralar ve ümitler doludur. Öyle hatıralar ki asla tekerrür, öyle ümitler ki asla tahakkuk etmeyeceklerdir. Bunları biraz hissederiz, bunun için o hatıralarımız ve ümitlerimiz çok azizdirler.
"Gece yarısı, kaldırımlarda, yolun sonlarına bakarak her gece bir mucize bekledik. Gök kubbesi veya yeryüzü çatlayacak, kürenin gizli dolaplarından bizim hazinemiz
doğacak, diye, bekledik.
"Fakat bu hayal de kavuşulan arzular gibi fani değildir ve mademki asla tahakkuk etmeyecek, ebedidir.
"Mefkuremiz ebedidir. Kavuşulamayacak mefkure. Kavuşulacak olduktan sonra mefkure kendi kendisi olmaktan çıkar.
"Kaldırımlar mefkureye ebedi iştiyakın yataklarıdır. İkisi de uzundur ve namütenahidir; emel ve yol.
"Ve böyle yürürüz ve böyle gideriz.
Bay ribot, duyarlılık ağır bir hastalığa yakalandığında, duyumu takip eden sevinç görülmediğinde, fikir kuru, soğuk bir şekilde kaldığında, akıllı bir varlığın imza atmak için bile elini kıpırdatamaz hale geldiğini çarpıcı örnekler yardımıyla kanıtlamıştır.
Aklın kendi içinde hiçbir gücü olmadığını iddia etmiyoruz, ama ağır ve kütlesel hayvani eğilimleri yerinden oynatmak veya bastırmak konusunda aciz olduğuna dair kesin bir kanaatimiz var.