Pek
çok farklı insan türünün yan yana hayatta kaldığı bir dünyada nasıl kültürler, toplumlar ve politik yapılar ortaya çıkardı? Örneğin dini inançlar
nasıl gelişirdi? Dini kitaplar Adem ile Havva’nın Neandertallerin atası olduğunu mu söylerdi? Ya da İsa Denisovalıların günahları için mi ölürdü,
ya da Kuran cennette türü ne olursa olsun tüm insanlar için mi yer ayı
rırdı? Neandertaller Roma lejyonlarında, ya da Çin İmparatorluğu’nun
geniş bürokrasisinde hizmet verebilirler miydi? Amerikan Bağımsızlık
Bildirgesi tüm Homo türlerinin eşit olduğunu mu ilan ederdi? Kari Marx
tüm türlerin işçilerinin birleşmesini mi önerirdi?
Geçtiğimiz on bin yıl boyunca Homo sapiens ortalıktaki tek insan türü
olmaya o kadar alıştı ki bizim için diğer ihtimalleri hayal etmek çok zor.
Kardeşimizin olmaması kendimizi yaratım sürecinin son noktası olarak
görmemizi kolaylaştırıyor ve aynı şekilde hayvanlar âleminin geri kalanıyla aramızda uçurum olduğunu zannetmemize sebep oluyor. Charles
Darwin Homo sapiens’in diğer hayvanlar gibi bir hayvan türü olduğunu söylediğinde, insanlar kızmıştı, bugün bile çoğu kişi bunu reddediyor. Neandertaller hayatta kalsaydı bugün hâlâ kendimizi ayrı bir yaratık olarak görür müydük? Belki de bu yüzden atalarımız Neandertalleri
yok etti, çünkü Neandertaller yok sayılamayacak kadar yakın, fakat tolere edilemeyecek kadar da farklılardı
Eğer bilim insanları depresyonda oluşun veya olmayışın
acının duyumsanması veya duyumsanmamasıyla özdeş
olduğunu kanıtlamak için antidepresana başvuruyorlarsa,
o zaman tam Kavanau'nun tanımladığı şeyi yapıyorlar;
yani acıya, onu anlamak değil, üzerinde hâkimiyet kurmak açısından bakıyorlar demektir. Acının uyuşturulmasını ve devreden çıkartılmasını acının yaşanmamasıyla bir
tutuyorlar. Ancak bu şekilde sadece acının hasta için ifade
ettiği anlamı inkâr etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu
acının hastanın kişisel gelişimi içinde bir hikâyesi olduğunu da inkâr ediyorlar demektir
İnsan kendi acısını, başa çıkması olanaksız olduğu için
yaşamından tamamen çıkartırsa, o zaman başkalarının ya
şamını elinde tutma duygusu, bu iç boşluğu dolduracak
bir ikame olur. Böylece şiddet yaşamın amacı haline gelir,
canlılık duygusu yaratan bir şey haline gelir. İçlerindeki
her türlü duyguyu yitirmiş olan insanlar, ancak canlı bir
şeyi ele geçirip parçaladıklarında kendilerini duyumsayabilirler. Bir başka yaşamı dize getirip söndürdüklerinde
yaşama hâkim olduklarına inanırlar.