Enverî — Ben maymun değilim. Omuzuna nasıl çıkayım? Sen yere otur. Ben omuzuna çıkayım. Sonra kalk.
Agop — Ben deve değilim ki yüklendikten sonram kalkayım
Enverî — Siz meleksiniz. Elbette buna bir akıl düşünürsünüz. Göklere inip çıkan mahlûkat bu kadarcık bir yere yükselemezler
mi?
Agop — Melaik pasaportumuz üzerimizde yoktur. Şimdicik bunda birer insan gibi yaşıyoruz. Hem kimsenin gözü önünde uçamayız. Buna izin yoktur. Siz hiç melaik uçarken gördünüz?
Enverî — Melekler, siz göğün kaçıncı katından indiniz?
Kirkor — Biz göğün en üstünde paradide oturoruz. Gayet havadar. Bütün dünya ayakaltında tabak gibi görünor
Enverî — Şimdi kâfirler esrar-ı semaviyye vü ilahiyyeyi keşif için tayyareler ile ta oralara çıkıyorlar.
Agop — He evet, geçenlerde bir İngiliz tayyaresi ta yanımacak geldi. İçinde iki zabit oturuyordu. Benden cennetin yolunu sordular. Bilirsin söylemek için bize izin yoktur. Anlaşılor ki orası da hep İngiliz memleketidir deyi ortasına baryak dikecekler. Bir tekme vurduysam denizin dibinecek gittiler.
Çüş ol Agop. Eşek meyhanede ne yapacak? Gazel bağıracak? Bırak ki orada eşekten beter zırlayanlar vardır. Fakat sözüm
ona sanki onlar işte insandır. Eşekle bir agaz olmak istemezler. Kişizadelikleri bozulur. Sen bu hayvana şimdi münasip bir yer bul