sinirbilimci olan Tor Wager plaseboların neden bu kadar etkili olduğunu araştırmıştı. Deneyi korkunç derecede sadeydi: fMRI cihazına bağlı üniversitesi öğrencilerine elektrik verilmişti. Ardından, deneklerin yarısına ağrı giderici olduğu söylenen bir krem verilmişti. Kremin analjezik özellikleri olmamasına karşın -topu topu bir el kremiydi- sahte krem verilen denekler elektrik şokunun ağrısının önemli ölçüde azaldığını söylemişlerdi. Plasebo etkisi acılarını hafifletmişti. Wager ardından bu psikolojik süreci kontrol eden beyin bölgelerini izlemiş ve plasebo etkisinin tümüyle prefrontal kortekse, yani düşünümlü, planlı düşünce merkezine bağlı olduğunu keşfetmişti. İnsanlara ağrı giderici krem aldıkları söylendiğinde, frontal lobları normalde ağrıya yanıt veren insula gibi duygusal beyin bölgelerinin faaliyetine ket vurarak yanıt veriyordu. İnsanlar daha az acı çekmeyi umduklarından, neticede daha az acı çekmiş oluyorlardı. Tahminleri, kendi kendini kanıtlayıcı kehanetlere dönüşüyordu. Plasebo etkisi, insanın kendi kendine yardım etmesi için güçlü bir kaynaktır. Prefrontal korteksin en temel beden sinyallerini bile yönlendirme gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Bu beyin bölgesi daha az ağrı hissetmek için nedenler ürettiğinde - kremin ağrı kesici olması beklenir - bu nedenler insanın dikkatini başka yöne çeken güçlü etkenlere dönüşmektedir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ağrı yönetiminin kişiselleştirilmesi bireyin "meşru tuhaflımı"yla (René Char) ilişkilidir. Her insanın başka kimseninkine benzemeyen, tekil bir kaderi vardır. Beden de bu serüvenin bir parçasıdır. Sosyolog Emile Durkheim'ın, Aristoteles'ten şerh ederek yazdığı gibi beden sadece "bireyselleşmenin bir öğesi" değildir. Beden benzersiz bir ifade, eylem ve pathos, cazibe ve reddetme aracı, dünyadaki varlığımızın temel taşıyıcısıdır. Descartes'ın isabetle tespit ettiği üzere, ruhumuz gemideki bir kaptan gibi bedenimize yerleşmiş değildir, bedenimizle arasında, "benim bedenim" ile Öteki'nin bedenini temelden ayıran bir mahremiyet ilişkisi mevcuttur. Avrupa' da fikir dünyasının krize girdiği 1935 yılında Husserl bedenle düşüncenin birliğini kavrayacak, bu birliği somut olgularda inceleyecek akılcı bir anlayış önermiştir. Çağdaş fenomenologlar ise bilimin nesnelleştirilmiş isimsiz bedenine karşı "bedenin kendiliği" kavramını geliştirdiler. Etnolog Maurice Leenhardt Do Kamo'da, ihtiyar bir Yeni Kaledonvalı'ya Batılı değerlerin toplumunu nasıl etkilediğini sorduğunda, şöyle esrarengiz bir cevap aldığını anlatır: "Sizin bize getirdiğiniz șey, beden. Bedeni tekilleştirme anlayışı Batı kültürünün mantığıyla bağlantılı olabilir mi acaba?
Bir şırınga %2'lik solüsyonu enjekte ettiğiniz zaman neredeyse anında bir sükunet hali hissediyorsunuz, sonra peşinden keyifli bir öfori hali geliyor. Bu sadece bir-iki dakika sürüyor ve sonrasında sanki hiç yaşanmamış gibi ardında hiçbir iz bırakmadan yok oluyor. Sonrasında ise ağrı, korku ve karanlık...
Öfori: Kişinin hoşnutluk duyduğu ve kendisini iyi hissettiği bir ruhsal durumdur.·Kitabı okudu
Zamana ve sancıya dayanmanın en basit yolu,sonunda muhakkak geçeceğini unutmamak.Evet,her şey geçiyor.Sevmek bile,acı çekmek bile,kanamak bile,yaşamak bile,dünya bile,azalmayı dahi beklemeden bitiveriyor.Ağrı diniyor.