“ağrılardan bir dağ geldi oturdu ömrümüze…
ama sen masal kuşlarını küstürme.
onlar getirecek güneşi, karanlık göğümüze…
tükenme!
su durur, ay unutur
bakışsız kalır deniz, mavisi solar
mehtapsız kalır aşıklar…
tükenme!
çarpa çarpa kırar boynunu serçeler, göğsümün kafesinde
ritmini yitirir solumdaki kan gülü
kurur orada… öylece…
kara çocuk… tükenme!
kırılan kemik… atomlarına ayrılan biblo,
tuz ve nar aşkına!
yani ki, kanayan kolumuz kanadımız, adımlarımız…
dağılan avuç içi haritamız aşkına!
bitme!
-ki olmaz… olmaz böyle dağılmak.
sevgilinin saçları rüzgarda dağılır örneğin
bir çocuk gülümser, bulutlar dağılır örneğin…
yok. değil bu benim bildiğim,
dağılmak…
kırılmak… ağrımak… başka.
dünya adaletsiz çocuk… dünya zorba
belki eşitleniriz bir gün aşkla
bu kekeme, toz ve duman şarkıyı iyi belle;
-öyle durdum ki sana, demirim pas içinde.
içime susmaktan, derinde besmelem, yosun içinde.
besmelem ki…
dağılan… kırılan… ağrıyan… kara çocuk.