Nurten tekli koltuğa oturmuş pencereden dışarıya bakıyor. Kımıldamadan onu izledim. Neler geçer aklından acaba? Neler düşünür şimdi? Bir hayali var mıdır Nurten'in? Kafasında neyi nereye koyar, neyi nereye yerleştirir? Hiç bilmiyorum ki. Hiç tanımıyorum karımı.
Tabii, tabii, tabii…
Ben varım, Selim var, sonra Turgut, Metin de var, Süleyman Kargı, Hikmet… Ah, Hikmet de var. Var, var…
Meyhanedeyiz, içiyoruz. Dört büyük roman üstüne iki şişe şiir içmişiz, nasılız biliyor musun?
Vuhuuu…
Ben… Benim Romanlarda Yaşayanlar diye yeni bir romanım var; romanımı anlatıyorum. Süleyman Kargı büyük bir ciddiyetle dinliyor. Selim her zamanki gibi alay ediyor, alaycı…
Hikmet… Hikmet bilgeyi düşünüyor. Metin içmeye devam ediyor, bir yandan da biraz daha patlıcan salatası söylüyor.
Sonra Coşkun geliyor. “Ey zavallı milletim!” diye onun meşhur bir tiradı var ya, onu söylüyor…
Ben… Ben diyorum ki:
“Ben öldüm! Öldüm,” diyorum, “ama yaşamaya devam ediyorum…”
Kimseye dinletemiyorum. Kimse beni dinlemiyor…