Bin
Muhteşem
Güneş
KHALED HOSSEINI
Romanı çok kısa süre içinde bitirdim. Ama Meryem ve Leyla’ya Raşit tarafından uygulanan şiddet benim dudaklarımı ısırmama, içimin acımasına, canımın yanmasına sebep oldu. Ah Meryem, ah Leyla ne kadar da acı çektiniz.
Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Ancak siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hosseini’de yaşadığı gibi. Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Khaled Hosseini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanda da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden.
Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar…
Sovyet Rusya ile Afgan mücadelesi süreçlerini anlatırken Taliban’ın süreçlere dâhil oluşunu ve 11 Eylül dönemlerini de kapsıyor. Savaşların getirdiği göç süreçleri, kayıplar, ölümler, şiddet, kadınların süreçlerde daha fazla ödediği bedeller üzerinde durulmuştur.
Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgütüyse, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem.
Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla “beklenen” bir roman…
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
Kalbimi deşti gitti. Hala aynı düzende içten içe yaşadığımız gerçek ise yüzüme tokat gibi vuruyor.
Ah Suzan. Ah Yorgo. Bu ülkenin tarihinde kim bilir hangi nedenler böyle yarım kalmış bir sürü aşk, bir sürü hayat var. Sabahında bir sürü hayaller ile yaşarken milliyetçilik adı altında naralar atanların hayatınızı çalışı var. Canım Lena gibi.
Sinirim zirvede, gözyaşım ucumda okudum son sayfaları. 71 yıl geçmiş. Ne değişti Türkiye Cumhuriyeti’nde derseniz eğer koca bir hiç!
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,721 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Reşat Nuri okurken kendimi hep, bir Eylül ayında, ağaçlar yapraklarını dökerken gün batımına müteakip sayfaları çevirir gibi hissediyorum. Sanırım sevilen belki de en sevilen yazarımı, en sevdiğim mevsimle özdeşleştirdim.
İnsan duygularının tahlil ve anlatımı konusunda bunu satırlara döküşündeki maharetinde yazarı her seferinde takdir ve rahmetle anıyorum.
Jülide aslında Nazmi Bey’in yeğeni konumunda. Babası ölmeden önce bir mektupla Jülide‘nin vasisinin Nazmi Bey olmasını istiyor.
Nazmi, genç bir subay ve ele avuca sığmaz türden bir delikanlı. Bir zamanlar amcası da Nazmi’ye vasilik yapmıştır. Yaşadığı kötü bir savaş anından sonra vücudunda kalıcı bir hastalık (andokardit) sonucu genç yaşta takaüte ayrılıyor.
M.S.’ deki Ayazma çiftliğinde amcazade Şükran ile evlenip sakin bir yaşam sürmekte iken Jülide hayatlarına dahil oluyor.
Gençlik yahut çocukluk dönemlerinde olur genellikle, kendinden bir hayli büyüklere hissiyatlara sahip olmak. Jülide de, ah zavallı yavrucak, Nazmi Beye tutuluyor. Bu ise bir mektupla ortaya çıkıyor. Nazmi Bey de ise aşk denebilir mi bilemiyorum, Jülide’ye hisler besliyor. Neyse ki bir faciaya sebep olmadan her şey yoluna giriyor.
Sevmek… aşk… bunlar güzel duygular. Doğru kişiye, doğru zamanda olursa. Sağlıkta doğru ilaç, doğru doz gibi çok önemli ilkeler var, onun gibi bir şey aslında bu da. Herkes istediği ile olamıyor bu hayatta, ki keşke olsa demeyeceğim, önemli olan kıymet görmek ve vermek karşılıklı. Yani sevgi her zaman doğru olmayabiliyor sözün özü.
Biz, minik koalamla, okurken çok mutlu olduk. Siz de okuyun diyoruz…
Akşam GüneşiReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20104,542 okunma
Kendi hayatına esir, anlaşılmayı ve görülmeyi arzulayan bir kadın M, kocası Tony ile şehir hayatından uzakta, deniz kıyısında izole bir yaşam sürüyor. İç çekerek 'Ah, ne güzel, insanlardan uzak, sessiz sakin bir yaşam' dediğinizi duyar gibiyim. Ama herkesin hayattaki arayışı ve istekleri farklı. M bu hayatı kendisi seçmiş olsa da artık yüzmeyi bırakıp su üstüne çıkmak isteyen bir balık gibi çırpınıyor. Otoportre tablolarındaki kadınlarda kendisinden izler bulduğu ve bağ kurduğu ressam L'yi, evlerinin bitişiğindeki diğer evde kalması ve yeni çalışmalarını orada yapabileceği düşüncesiyle davet ediyor. Şaşırtan bir hızla L bu teklifi kabul ediyor ama yanında güzel ve genç Brett ile birlikte geliyor. Böylece M kendisini, güzelliğini, kadın olmayı, özgürlüğü, anneliği ve aile olmayı sorgulamaya başlıyor.
Bu süreçte M, kocası Tony, kızları Justine, sevgilisi Kurt, ressam L ve eşlikçisi Brett bir arada kalıyor, birbirlerinin hayatlarına karışıyorlar. M'nin ilk başta bu deneyimin hayatlarına yenilik katacağı ve görüleceği algısı zamanla kırılıyor. L, o kadar kibirli, ukala ve memnuniyetsiz ki beni çileden çıkardı. L'nin histerik tavırları depresyon izlenimi uyandırsa da kadın olarak önce kendi değerini bilmeden bir başkasının onı görmesini ve beğenmesini arzusuna da anlam veremedim. Tüm bu yaşananları M'nin Jeffers’a yazdığı mektuplarla okuyoruz. Biraz araştırma ile Eylül Görmüş'ün eser hakkında paylaştığı bilgi eserin ilham kaynağını açıklıyor: "1932 tarihli “Lorenzo in Taos” kitabından yola çıkarak yazmış eseri. Mabel Dodge Luhan’ın New Mexico’daki evinde yazar D. H. Lawrence ile eşini ağırladıktan sonra şair Robert Jeffers’a yazdığı mektupların derlemesiymiş bu kitap." Birçok satırın altını çizdim, ressamın estetik bir ürün ortaya koyması ile sıradan insanların dünyaya
Diğer EvRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2022453 okunma
Ah be Necip ah be yavrum… Aşk çok yanlış yerde harcandı.
Kitap okurken yordu, tasvirler dehşet uzundu, ama ilk psikolojik roman olmasına verilebilir. Akıcılığı kırdı ama aşkı güzel yaşattı
“Bir aile gibi.”
“Biz bir aileyiz zaten cara mia. Sen, ben ve aile.”
İlk kitabı çoook severek okumuştum. Ama ikinci kitap ondan da daha güzeldi. Sidem ve Sarp’ın evliliği gerçek olunca ayrı bir güzel oldular. Aralarındaki ilişki daha da güzel oldu. Gerçek bir aile oldular Bella, Sidem ve Sarp çok güzel bir aile oldular. Bella çok tatlı onu okurken yanaklarını sıkıp hep öpmek istedim. Ayrıca Bella’nın Sidem’i çoook sevmesi çok güzel Sarp’ın ailesini çok seviyorum Sisem’i kızları gibi görüp çok sevmeleri Alp karakterine bayılıyorum kitapta beni en çok güldüren karakter Artık onun da İzem ile olmalarını istiyorum ya Sidem’in ailesine diyecek tek bir kelimem yok çok kötüler çok Ve o sahne sahne beni mahvetti ya Ayrılıkları beni çok üzdü ya Ah keşke dinleseydi Sidem Sarp’ı ya Üçüncü kitabı heyecanla bekliyorum