…Niçin o daima böyle idi? Dünyada durgunluk ve rahatın hep kuruntu olduğunu görüp kendini üzen şeylerin de hep kendi hayalinin, dileğinin icatları olduğunu düşünerek, kendisine, ruhuna karşı bir şey yapamadığından, deliren bir hiddet ve öfke duyuyordu. Önce yerden havalanmak için gökyüzünü yeterli bulmayan bir güzel hülya, yüksek bir emel, bir temizlik isteğiyle boğulur, o zaman bir hiç için canını verecek duruma gelirdi. Fakat sonra yine o hiçlerden biriyle bütün havalanarak yükselme hevesi yaralanır, her güzeli bir yara haline koyan incelme duyguları uyanır, hayatın, dünyanın, insanların, ruh ve kalbin ne olduğunu soğukkanlı, kendine karşı bile düşmanca bir şiir damlasına yenilmeyerek, arzularının ne iğrenç, emellerinin ne gülünç, başarıların ne miskin, bütün mutlulukların, neşelerin, ne kadar süslü olursa olsunlar ne kötü olduğunu düşünmekten doğan karamsarlık ve bezginlik ile harap olur;sisli, küflü kalırdı. Ah, ara sıra ruhunu heyecanla ürperten o masum gözlerle görseydi... Hayat onu kollarının arasına alıp tırnaklar, dişleri ile paralayarak bu hale getirmemiş olsaydı…