Ah, ne öldürücü severiz biz,
Tutkuların o hırçın körlüğünde;
En çok da onu yok ederiz kuşkusuz,
Kalbimize en yakın olanı bir gün.
Fyodor Tyutchev
Anna Karenina, Lev Tolstoy’un otobiyografik romanlarından biri sayılır. Roman, Anna ve Levin (Lyovin - yazarın yakın çevresinde kendisine hitap edilen adıyla Lyovuşka) karakterleri etrafında ilerler. Levin, Tolstoy’un doğru bulduğu ve yaşamak istediği hayatı temsil ederken, Anna yazarın korkularının gerçekleşmiş hâli gibidir.
Anna, tutkudan uzak, heyecansız bir evlilik yaşamaktadır. Hayatı düzenli, sakin ve dışarıdan bakıldığında kusursuz görünür. Eşi Aleksey Karenin, başarı ve görev odaklı yaşayan, duygularını göstermeyen bir adamdır. Oğlu Seryoja’ya karşı bile mesafeli ve soğuktur. Anna, eşini adeta duygusuz bir makine gibi görmeye başlar.
Annan'ın abisi Stiva, eşine ihanet etmiş ve bu ihanetinden utanmadan karısının yüzüne bakarak aşk dakikalarını hatırlayarak gülümseyen bir karakterdir.
Anna, abisinin ailesini kurtarmak için Moskova’ya gelir. Tren istasyonunda hayatının dönüm noktası olacak kişiyle, Vronski ile karşılaşır. Tam o sırada tren altında kalan bir adamın çığlığı duyulur. Bu sahne, romanın ilk trajik işaretlerinden biridir.
Anna, abisinin evliliğini düzeltip geri dönerken tren istasyonunda Vronski ile tekrar karşılaşır. Şiddetli korkunç bir fırtına vardır ve bu fırtına eşliğinde başlayan duygu, kısa sürede tutkuya dönüşür. Böylece yasak aşk başlar.
At yarışları günü Anna, Vronski’ye hamile olduğunu söyler. Aynı gün Vronski’nin Frou-Frou adlı atı, onun hatası yüzünden yarış sırasında düşer ve beli kırılır. Frou-Frou kelimesi Fransızcada elbise hışırtısı anlamına gelir ve romanda hem Anna’yı hem de Tolstoy’un annesine duyduğu hassasiyeti simgelediği yorumları yapılır. Bu sahne de Anna ile Vronski’nin