Ta ki bulana dek eksik olduğunu fark etmediğim o parçam gibisin… Seni bana ait olduğunu ilk gördüğüm an anladım.
Merhabalar canlarım
Ben geldim! Bugün sizlere çok sevdiğim bir yazarın yepyeni
Kalbimi deşti gitti. Hala aynı düzende içten içe yaşadığımız gerçek ise yüzüme tokat gibi vuruyor.
Ah Suzan. Ah Yorgo. Bu ülkenin tarihinde kim bilir hangi nedenler böyle yarım kalmış bir sürü aşk, bir sürü hayat var. Sabahında bir sürü hayaller ile yaşarken milliyetçilik adı altında naralar atanların hayatınızı çalışı var. Canım Lena gibi.
Sinirim zirvede, gözyaşım ucumda okudum son sayfaları. 71 yıl geçmiş. Ne değişti Türkiye Cumhuriyeti’nde derseniz eğer koca bir hiç!
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,693 okunma
[Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmıştır]
Suzan, çocuğu olmaması dışında, hayatından genel anlamda memnun bir kadındı. Kocası, sahip olduğu arabayı da evi de onun üzerine yapmış; üstelik eline 100.000 TL limitli bir kredi kartı da vermişti. Bu şartlar altında Suzan’ın çalışmaya maddi açıdan hiçbir ihtiyacı yoktu.
Ne var ki onun çalışmasının ardında bambaşka bir motivasyon yatıyordu: Suzan, erkek egemen ortamları seviyor, bu ortamlarda bulunmaktan kendine özgü bir haz duyuyordu. Davranışlarında zaman zaman sınırları esneten, erkeklerle iletişiminde oldukça serbest bir tavır sergileyen bir yapısı vardı.
Üstelik tüm bunlara rağmen, dışarıdan bakıldığında yarım yamalak da olsa tesettürlü bir görüntü çizmesi, onun iç dünyası ile dışa yansıyan hâli arasındaki çelişkiyi daha da belirgin kılıyordu. Bu durum, Suzan’ın karakterinde hem bir ikilik hem de çözülmemiş bir arayışın izlerini taşıdığını düşündürüyordu...