"Neden her biriniz bir ofisi almıyorsunuz?" diye sordum.
"Çünkü o zaman," dedi şampanyasını yudumlarken. "Hepimiz dünyanın diğer ucunda birbirimizden uzakta yapayalnız yaşıyor olurduk. Bu şekilde hem aynı işi yapıyoruz, hem sorumlulukları paylaşıyoruz, hem de birbirimizi görüp her zaman konuşma fırsatı buluyoruz."
"Kardeşlerinle yakın mısınız?"
"Evet." Bu garip bir soruymuş gibi kaşlarını çattı. "Onlar en iyi arkadaşlarım. Çok uzun zamandır birlikte yalnızdık."
Bunun işe yarama olasılığına açın olmak yeterlidir. İç sesiniz size yardım edecektir, çünkü doğa mutlu insanlarla ilgilenir ve mutlu insanlar doğaya saygı duyar.
Su, kalbime atışlarını boğmak istiyormuş gibi dolmaya başladı.
Kalbimin boğulduğunu hissediyordum.
Kalbimin bir nehir kadar büyük olduğunu, onun kalbimin içinde yüzerken çıkış bulamadığı için benim kalp nehrimde boğulduğunu hissettim.
***
Kalbimin nehrine hapsettiğim adamın boğulmadığını, ölmediğini hâlâ o nehrin içinde yüzüyor olduğunu fark ettim.
Yabancı gözlerin sırtımda durmasına alışmıştım ama tanıdık bir rüzgâr tenimden estiğinde, kafamı kaldırıp önümde duran içki dolu raflara baktım.
Zamanın içinden ters bir şekilde düşmeye başlayan günebakanın yapraklarından bir tanesi yavaşça dondu.
Göğsüme karlar yağmaya başladı.
Sonra onun sesini duydum. "Ateşin var mı?"