“Ben kanepenin bir köşesinde âdeta susta duruyordum. Daha doğrusu bir reçel kavanozuna düşmüşüm gibi bütün ömrümce tatmadığım bir yığın tatlı serzenişler içinde yavaş yavaş boğuluyordum.”
“Hizmet mi? Neymiş o hizmet bakayım? Saatleri ayarlayacakmışsınız öyle mi? Ben yutar mıyım bunu? Benim adım Kefen Yırtan Zarife’dir. Öyle laflara gelmem...”
Reklam
“Kendinizi zamanınızdan üstün görüyorsunuz... Entellektüel gururu. Ben bütün hakikatleri bilirim, demek istiyorsunuz! Hayır, azizim, öyle bir şey olamaz. Bir insan bütün hakikatleri bilmez, bilemez...”
“bana evvelâ inanç lâzım. Saf kalbe bu işin doğruluğuna inanç... Siz çürümüş insansınız... Eski ruhsunuz! Hayata inanmayan insanla çalışılmaz. Daha Ahmet Zamanî’nin mevcudiyetini bile kabul etmediniz...”
“Yedi, sekiz sene ailemden kalan öteberiyle geçindik. Neyimiz varsa hepsi sarf oldu...” Ama Pakize şikâyetçi değildi. Esasen o, büyük bir adamın karısı olmanın ne gibi fedakârlıklar icap ettirdiğini biliyordu. ”
Ankara tarihinin şaşırtıcı terkipleri
Hacı Bayram’ı Roma kartalının bu mermer yuvasında çilehanesini seçmeye götüren gizli tesadüf nedir? Camiinin altındaki dar çile odasında geçirdiği ibadet ve murakabe saatlerinde, yanı başında güneş vurdukça yaldızlı akislerle pırıldayan ve üstüne diz çöktüğü toprakta bir nevi iğva gibi gizlenmiş duran bu taştan dünya, kendisininkinden büsbütün ayrı zaferleri terennüm eden bu iyi yontulmuş mermerler, o sert ve kibirli Roma hemşehrisi çehreleri acaba onu rahatsız etmiyor muydu? Bu velinin rahmanî rüyasına komşularının mağrur sükûtundan sızan düşünce ve duyguları bilsek ne kadar iyi olacaktı.
Sayfa 17 - DERGÂHKitabı okuyor
Reklam
Ankara tarihinin şaşırtıcı terkipleri
Bu terkiplerin en mânalısı İmparator Augustus’un şerefine toprağa dikilmiş mermer bir kaside olan Roma mâbedinin kalıntılarıyla yanı başındaki Hacı Bayram-ı Veli Camii’nin beraberce teşkil ettiği zıtlar mecmuasıdır. Bitmiş veya tam diyebileceğimiz hiçbir eser bu toprağın macerasını bu kadar güzel hulâsa edemez.
Sayfa 17 - DERGÂHKitabı okuyor
Asıl büyüklük, ölüm şuuruna rağmen gösterdiğimiz cesarette.
Sayfa 94
İnsanlıktan ümit kesmedim, fakat insana güvenmiyorum. Bir kere bağları çözüldü mü; o kadar değişiyor, o kadar kurulmuş makine oluyor ki ... bir de bakıyorsun ki, o sağır ve duygusuz tabiat kuvvetlerine benzemiş ...
Sayfa 93
Kendimizi okuduğumuz zaman hayatın haşiyesinde dolaştığımızı biliyoruz.
Sayfa 90
Reklam
Ömrünün sabahında ümide ve sevgiye.
Dergah ( e-kitap )Kitabı okuyor
Tahtadan ve yumuşak rüya işçiliğinde Bu kadın başı her an biraz daha derinde, Daha hülyalı, dalgın, ümitsizce kendisi
Dergah ( e-kitap )Kitabı okuyor
Ve dersin yavaşça kendi kendine; Ömrün ç e mberinden kurtuldum yine
Dergah ( e-kitap )Kitabı okuyor
Saçında gecenin soğuk ıüzgarı Bir gün kapatırsın bu ufukları Beklersin köşende sessiz ve yorgun Siyah atlarını son yolculuğun.
Dergah ( e-kitap )Kitabı okuyor
“Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu.”
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.