fulden ufacık, Hep Sonradan'ı inceledi.
02 Mar 19:39 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ahmet Kaya'nın Hep Sonradan isimli şarkısı gibi "Hep Sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan." sözleri gibi kitaptaki karakterlerin yaptıkları ruhunuza işliyor. Ahmet Kaya'nın şarkısı gibi.


Bazı kitapların şarkıları anımsattığını düşünürüm. Bu kitap ise ben de bu şarkıyı anımsattı. Karakterlerin seçtikleri hayatın sonucunda yaptıklarına katlanması işte bu duyguyu yani pişmanlığı anımsatıyor. Tıpkı Hep Sonradan şarkısı gibi.


Eylül bir yayınevinde çalışmaktadır. Hayatı yazar sevgilisi Deniz ve biricik annesi İnci ile geçerken annesinin hastalanması ile hayatı değişir. Kimsenin evinin önünden bile geçmesini istemediği kanser İnci Hanım'ın vücuduna yerleşmiştir. Kanserin ismini okuduğunuzda bile yüreğiniz acıdı değiil mi? İşte Eylül de acısını haykırmak istedi ancak içine atması gerekiyordu.


"Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını."


Eylül annesinin durumunu atlatmaya çalışırken sevgilisinin onu anlamaması kitabın ana taşı bana göre. Çünkü pişmanlık, çaresizlik ve kıskançlık duygusunu yazar bu olay ile anlatmak istemiş. Fakat bu duyguların sonunda kişinin kendi gücünü kaybedeceğini ve kendi gücünü görememesine neden olur.


Kitap sizi kanseri yenmeye çalışan anne ve kızın (babasız yaşamanın yarattığı etkiyi de hissediyorsunuz) yanına, toplum baskısı yüzünden seçimlerini ifade edemeyen Doktor Murat'ın yanına ve popüler kültür, yayınevi çıkarları ve bu durumun yazar ile okuyucuya etkisinin anlamamızı sağlamak için o sektörün içine doğru yolculuk yapmamızı sağlamış.


Bu yolculukta okuyacağınız kitaptaki duygu durumunu anlamak önemli bana göre. Neden böyle yaptı? ya da Neden konuşmadı? işte bu soruların cevaplarını anladıysanız bana göre kitabın ana fikrini de anlamış olursunuz.


Kitabın dili anlaşılır. Bu yüzden bir anda okuyabileceğiniz bir kitap. Fakat duygu yükü fazla olduğu için (sizi derinden etkileyecek kitaplardan biri) benim tavsiyem yavaş okumanız. O zaman anlatmak istediği pişmanlığı ve vedaların önemini anlamış olursunuz.

Eğer sizi sarsacak kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitabı önerebilirim.

KESİNLİKLE OKUYUN, ARAŞTIRIN, ÜLKEMİZİN GEÇİRMİŞ OLDUĞU TARİHİ DEĞİŞİMLERİ ÖĞRENELİM)
Yahudi asıllıların (Mason-Sabetayistler) Türkiye'de kurumlar içerisindeki yapılanmaları


(Kaynak hazırlayan; Mehmet Emre Güreli: Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnisiyatifi Başkanı)
Bu yazı, Türkiye'de Sabeytayist (Ilgaz Zorlu) "elit" kesimin yaptıklarına karşı çıkan **bir Sabetayist'tin** çalışmasından alıntılanmıştır... Kendisi şöyle diyor: "İsyanım Sabetayist cemaatimizin adını kötüye çıkaran, Türkiye'yi sömüren muhteris elitistleredir. Türkiye
yahudilerin huzurla yaşadığı bir ülke olmuştur; müslüman halkın 500 yıllık hoşgörüsüne ihanetle onu Orhan Pamuk'un sözlerinde ifadesini bulduğu bir yahudi devleti haline getirmeye kalkmak ihanettir, şeytanlıktır." **********
Şimdi bir önceki konumuzda bahsettiğimiz yahudi asıllı kişilerin yapılanmalarını kurumlar bazında açıklayalım.

ÜNİVERSİTE:
Ülkemizin hemen bütün önemli üniversitelerinin rektörleri yahudi asıllıdır. Bu da başörtüsünün neden siyasal islam'ın simgesi olduğu aldatmacasıyla çarpıtıldığını, rektörlerin neden yeni hükümete böylesine şaşırtıcı bir çıkışta bulunduklarını açıklıyor zannederim.
YÖK Başkanı Kemal Gürüz, İstanbul Üniv. rektörü Kemal Alemdaroğlu ve medyatik yardımcısı Nur Serter, Koç Üniv. rektörü Seha Tiniç, Galatasaray Üniv. rektörü Erdoğan Teziş, Bilgi Üniv rektörü Lale Duruiz ve eski rektör Ilter Turan, Bogaziçi Üniv. rektörü Sabih Tansal ve eski rektör Üstün Ergüder, Işık Üniv. rektörü B. S. Yarman, Marmara Üniv. rektörü Tunç Erem sabetaycı (yahudi asıllı)dır.
Medyada çok görülen ve kanaat önderi olarak sunulan Asaf Savaş Akat ve eşi Nilüfer Göle, Eser Karakaş, Ahmet İnsel, Taner Berksoy, Kenan Mortan gibi hocalar ve medyada ismi çok geçen hukuk profesörlerinin çoğunluğu sabetaycıdır.
**********
ORDU:
28 Şubat'ın mimarı olan ve laiklik ve Atatürkçülük konusunu şaşırtıcı üsluplarda dile getiren Çevik Bir, Doğu Aktulga, Doğu Silahçıoğlu (Sultanbeyli ilçesine dindar çoğunluğa nispet olsun diye izinsiz Atatürk heykeli diktiren paşa) ve Yalçın Işımer (GATA'nın açılışında 'belleyeceğiz' konuşmasını yapan paşa) yahudi asıllıdır. Yalçın Paşa aynı zamanda masondur.
Ülkemizde Atatürkçülük açık ara bir numaralı istismar konusudur. 1930'ların dünyasında Atatürk'ün cumhuriyet yönetimini oturtmak ve reelpolitik gereği yaptığı bazı köşeli uygulamalar gerçek ilkeleriyle sanatlı bir biçimde karıştırılıp retorikle süslenerek 'doğru budur' diye sunuluyor. Her kurumun içinden cemaatimiz mensubu birileri dezislamizasyonu rasyonalize etme, çıkar sağlama ve temayüz etme adına onu daha çok sahiplenir görünüp istismar ederken bazı saf müslüman Türkler de onlardan geri kalırlarsa suçluluk hissedeceklerinden peşimize düşüyorlar.
Ordu, Sabetayist cemaatin dışişleri kadar olmasa da oldukça güçlü olduğu bir kurumdur, çesitli dönemlerde genelkurmay başkanına kadar her düzeyde paşalarımız oldu. Halen de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman cemaatimiz mensubu. Her seviyede bir çok general ve kurmay subaylarimiz bulunuyor. Terfilerde ve atamalarda cemaat mensupları gözetilir, harp okulları ve sınıf okullarına mutlaka yeterli sayıda öğretmen gönderilmesine dikkat gösterilir. ASAL'da her zaman birileri bulundurulur; eğer aynı yüksek gelir düzeyine sahip aileler arasında bir araştırma yapılsa sabetaycı olanların müslüman Türklere göre çok daha rahat yerlerde askerlik yaptıkları görülecektir.
Bir diğer nokta askerî alımlardır: ordunun alım yaptığı ekipman ve silah tüccarları/aracıların önemli bir bölümü sabetaycı ya da sabetaycı bağlaşığıdır.
Ordu içindeki sabetaycı yapılanmanın gücüne örnek olarak Oyak Şirketi olan Renault MAİS'in son üç genel müdürü Ateş Ünal Erzen, Onur Baytok ve İbrahim Aybar'ın ve Aselsan'ın genel müdürü Necip Kemal Berkman'ın sabetaycı olduğu örneğini verebilirim. Oyak grubu sabetaycıların yoğunlukta olduğu ve terfilerin çoğunlukla cemaat içinden gerçekleştiği bir gruptur.
**********
SİYASET:
Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran, Rahşan Ecevit (her iktidar döneminde ve özellikle 1974'te cemaatin devlet içinde gizlenmesini sağlamış çok önemli bir isimdir), Erdal Inönü'nün eşi Sevinç Inönü (Sohtorik'lerden), DTP'nin başına geçirilen Mehmet Ali Bayar, Ismail Cem (dedelerinden biri hahamdır), Kemal Derviş, Sükrü Sina Gürel, Bülent Tanla, Sefa Sirmen, Hüsamettin Özkan'ın dünürü Erdoğan Alkın, Cem Uzan'ın eşi Alara Koçibey, Altan Öymen, eskilerden Haluk Bayülgen, Barlas Kuntay, Hayrettin Erkmen, Ahmet Isvan yahudi asıllıdır. Ayrıca komünizmin Türkiye'deki ilk öncüsü Mustafa Suphi, 80 öncesi komünist liderlerden Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, günümüzden Ercan Karakaş da sabetaycıdır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne sebep olmuş İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri ve birer mason olan Cavit bey ve Dr. Nazım sabetaycıdır. (Talat ve Cemal paşalar da masondur, masonluk Osmanlı devletinde Mustafa Reşit Paşa'dan sonra üst mevkileri sarmıştır)
********** DIŞİŞLERİ:
Dışişleri cemaatin iş dünyasıyla birlikte en güçlü olduğu alandır. Dışişleri bakanlarımızın ve diplomatlarımızın önemli bir kısmı yahudi asıllıdır. İsmail Cem, Şükrü Sina Gürel, İlter Türkmen, Emre Gönensay, Coşkun Kırca, Onur Öymen, Kaya Toperi, Zeki Kuneralp, Özden Sanberk, Yalım Eralp, Filiz Dinçmen yahudi asıllıdır. Bu diplomatlar emekliliklerinden sonra medya tarafından uzman ve kanaat önderi olarak sunulmaktadır.
********** DİĞER BÜROKRASİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Merkez Bankası eski başkanı Gazi Erçel, şimdiki Hazine Müsteşarı Faik Öztrak, Cumhurbaşskanlığı sekreteri Tacan İldem yahudi asıllı bürokratlardır. MİT müsteşarı olmanın şartı sabetaycı ya da mason olmaktır. Kendisi de mason olan Şenkal Atasagun'un (babası bir generaldi) selefleri olan Ziya Selışık, Fuat Doğu ve Sönmez Köksal, vs. masondurlar. Hiram Abas da masondu. 12 Eylül yönetimi tarafından kendisine MDP'nin kurdurulduğu orgeneral Turgut Sunalp 80 öncesinin kontrgerila örgütü Ergenekon'un başıdır ve aileden masondur.
********** SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ:
ÇYDD ve ÇEV tamamen sabetaycı insiyatifle kurulmuş sivil toplum örgütleridir. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Atatürk'ün bir araç olarak kullanılması amacıyla cemaat tarafından kurulmuştur. Üç onur kurucusundan biri Kapancılar kolundan Münci Kapani'dir ki diğer iki onur kurucusundan da en az birinin cemaatten olduğunu sanıyorum, ayrıca derneğin 1. numaralı kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer ki kendisi sabetaycıdır.
Gazeteciler Cemiyetinin son iki başkanı Nezih Demirkent ve Nail Güreli yahudi asıllıdır. TÜSİAD da yarı yahudi-insiyatifli bir kurumdur. YASED başkanı Faruk Yöneyman da sabetaycıdır. Cemaatin en güçlü ve kamuoyunu yönlendirmede en çok umut bağlanan sivil toplum örgütü TESEV'dir ki 16 yönetim kurulu üyesinden benim tanıdığım şu isimler yahudi asıllıdır:
Özden Sanberk, Yılmaz Argüden, Can Paker, Üstün Ergüder, İlter Turan, İlter Türkmen, v.d. **********
BASIN:
Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'de basın sabetaycı güdümlü olmuştur. Ahmet Emin Yalman, Sedat Simavi, Haldun Simavi, Abdi Ipekçi, Zekeriya Sertel yahudi asıllıdır. Sabah ve ATV'nin sahibi Dinç Bilgin yahudi asıllıdır. Bu grubun hemen bütün önemli isimleri yahudi asıllıdır; Güngör Mengi, Ruhat Mengi, merhum Gülçin Telci, Murat Birsel, Okay Gönensin, Levent Tözemen, İlker Sarier, Sedat Sertoğlu, Ercan Arıklı vs. NTV'nin sahibi Ferit Şahenk (Doğuş grubu) yahudi asıllıdır (NTV bugün cemaatin Can Paker ve TESEV güdümlü programlarla kamuoyunu yönlendirdiği en önemli TV'dir). Dünya gazetesinin kurucusu Nezih Demirkent ve genel yayın yönetmeni Osman Arolat sabetaycıdır. Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta,Kanal D ve CNN-Türk'ün sahibi Doğan grubu ve Akşam, Show TV ve Cumhuriyet'in % 40 hisse sahibi Çukurova grupları da İş Dünyası bölümünde anlattığım gibi cemaat bağlaşığıdır. Vatan gazetesi de...
Hep basındaki sabetaycı yazarlardan bahsedilir ama Zeynep Göğüş ve Mehmet Altan gibi eşleri sabetaycı olan yazarlar unutuluyor. Gazeteler ve televizyonlarda toplumu yönlendirmek için kanaat önderi olarak sunulan kimseler arasında sabetaycılar ağırlıktadır ve iş dünyasının genelinde olduğu gibi sabetaycı birilerini çalıştırmak bir medya kurumunun başarısı için olmazsa olmaz bir parametredir.
**********
İŞ DÜNYASI:
Koç Grubu ve Çukurova Grubunun üzerinde hem büyüklükleri hem de yapılarının ilginçliği sebebiyle özellikle duracağım.
Akkök grubunun sahibi Dinçkök'ler, Şahenk'ler (Doğuş grubunun sahibi olan bu ailenin Ayhan Şahenk Vakfı'nın logosu Davud yıldızının stilize edilmiş halidir), Eczacıbaşı'lar, Koçman'lar, Cem Boyner, Tekfen'in sahiplerinden Feyyaz Berker, Feyyaz Toker, Bezmen'ler, Edin'ler, Özgürkey'ler, Atabek'ler, Dedeman'lar, Merzeci'ler, Kurttepeli'ler, Şahap Kocatopçu, Ömer Çavuşoğlu, Ahmet Kozanoğlu, Ali ?stay, Arman Kırımlı, Alp Yalman, Faruk Süren, Nur Akgerman, Mehmet Üstünkaya, YKM'nin sahibi Tan ailesi, Ibrahim Betil, Akin Öngör, Kahraman Sadıkoğlu, Henkel'in yönetim kurulu başkanı Can Paker, Siemens'in yönetim kurulu başkanı Zafer İncecik, STFA'nın kurucularinin manevi oğlu Eser Tümen (CNN-Türk'te çalışan kızı Esra Tümen Raif Dinçkök'le evlenmek üzere) ve torunları ve daha niceleri...
Gazetelerde çıkan ve Hazine ya da BDDK tarafından doğrulanan Isviçre bankalarında Türklere ait 65 milyar dolar olduğu haberini size biraz açayım:
İşin içinde olduğum için biliyorum ki bu paraların büyük kısmı cemaatimiz mensuplarınındır. Bu topraklarda yapılan ticaretle ele geçen paranın çeşitli yollarla bu toprağın dışına kaçırmanın gidişi de güven ya da ekonomik istikrarsızlığa tepkiden öte, 'Türkiye'li değil Türkiye'de yaşayan bir sabetayist' hissetmekten ileri geliyor. Ekonomi istediği kadar iyiye gitsin, o servet buraya gelmez.
**********
KOÇ Grubu:
Vehbi Koç müslüman Türk'tür. Peki acaba şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin çoğunluk yahudi asıllı olmasının (örneğin şimdiki Koç Holding'in CEO'su Bülent Özaydınlı - Orgeral İrfan Özaydınlı'nın oğludur-, Mehmet Ali Berkman, Tuğrul Kutadgobilik, Arçelik'in genel müdürü Nedim Esgin, Hasan Bengü , Mehmet Ali Neyzi, Mehmet Barmanbek yahudi asıllıdır, Tofaş'ın eski CEO'su Jan Nahum ise İshak Alaton gibi 'resmen' yahudidir. Sabetaycı Orhan Pamuk'un babası Gündüz Pamuk da Koç'ta çalışmış ve Aygaz'ın genel müdürlüğünü yapmıştır) tek sebebi yukarıda anlattığım bağlaşık mantığı mıdır?
Şimdi Koç ailesinin yapısına bakalım. Bu örneği sabetaycı ailelerin akrabalık ilişkilerine güzel bir örnek olmasından dolayı biraz geniş tutacağım. Bir başka güzel örnek için İsmail Cem'in ilişkilerini anlatan kitabı okuyabilirsiniz.
Vehbi Koç'un eşi Sadberk hanım, Vehbi bey'in teyzesinin kızıdır. Sadberk hanım'ın baba tarafından kuzeni Hürriyet'i kuran Sedat Simavi'dir. Sedat Simavi, Hürriyet'i kurarken bütün sermayeyi Koç'un ortağı Eli Burla sağlamıştır (Aydın Doğan'ın Milliyet'i Ercüment Karacan'dan almasına aracılık eden de yine Koç olmuştur). Sadberk hanım, Sadullah-Nadire Aktar çiftinin ikinci çocuğudur. Birinci çocukları Adile Hanım, Akfil'in kurucusu İhsan Mermerci'yle evlenmiştir. Oğul Rahmi Koç Çigdem Meserretçioğlu'yla evlenmiş, bu evlilikten Mustafa, Ömer ve Ali Koç doğmuştur. Çigdem Meserretçioğlu yine İzmir'in eski çok zengin ailelerinden sanayici ve armatör Avni Meserretçioğlu ile eşi Suat hanım'ın kızıdır. Çigdem hanım, Rahmi Koç'tan sonra Erol Simavi'nin oğlu Günaydın'ın sahibi Haldun Simavi'yle evlendi. Mustafa Koç, İzmir'in ünlü zenginlerinden İzmir Yün Mensucat'ın sahibi olan Giraud'ların kizi Caroline ile evlendi... Bu böyle gider.
Dolayısıyla Koç ailesinin bugünkü üçüncü neslinde hem anne hem baba tarafından yahudi kanı vardır. Bir yanlış anlamaya sebep olmamak için Rahmi beyin cuma namazlarına giden bir müslüman olduğunu söylemeliyim; bunun takiyye olmadığını düşünüyorum. Oğulları da yahudi inancında olmayabilirler ancak kanbağından ve aile geleneğinden dolayı sabetaycı etkisi ve bağlaşıklığı hayatlarında her zaman önemli bir parametredir. Koç tarafından büyütülen Aydın Doğan da bu bağlaşık mantığını uygulayarak büyümüştür, en önemli tepe yöneticisi İmre Barmanbek de sabetaycıdır.
**********
ÇUKUROVA Grubu:
Karamehmet ailesi müslüman Türk'tür. Ancak eğer benim bildiğim Eliyeşil'lerle aynı aile ise eşinin gelmekte olduğu aile yahudi asıllıdır. Ağabey Samsa Karamehmet'in kızı Show TV'nin genel müdürü Zeynep Karamehmet de bir sabetaycı olan Fırat Gönenç'le evlidir. Çukurova Holding'in yönetim kurulunun aile dışındaki üyeleri üç kişi haricinde sürekli değişir: Osman Berkmen, Sezer Birgili ve Sadi Göcüm. Bu üç kişi de sabetaycıdır.. Grubun çok sayıdaki sabetaycı profesyonelleri arasında Nejat Yalım, Bülent Ergin ve Melih Araz'ı da saymalıyım. Çukurova'nın Turkcell'deki ortakları Murat Vargı ve Kavala ailesi de sabetaycıdır. Turkcell'in eski genel müdürü Cüneyt Türktan, finans müdürü Tokay'lardan Ekrem Tokay ve Digiturk genel müdürü Ertan Özerdem de sabetaycıdır. Çukurova'nın borçlarına karşılık İsviçre'deki paraları borcunu ödemeye yeter de artar bile!..
Karamehmet son 15 yıldır devletle işlerini Güneş Taner aracılığıyla yürütürdü. Turkcell'in değerinin bu kadar artmasına sebep olan GSM ihalesinin iki yıl geciktirilmesinin altında Taner'in imzası vardır. Bilin bakalım Güneş Taner'in kimliği nedir? Bildiniz; sabetaycıdır.
********** CEMİYET HAYATI:
İstanbul sosyetesinin motoru ve trend belirleyicisi sabetaycı zenginlerdir: trendy yerler (Ayşe Kapancı ve Ayla Sevand'ın açtığı yerlerin her zaman tutulması), alışveriş mekanları (Akmerkez'in bu kadar popüler olması), antikacılık (Rafi Portakal ve Tuncay Artam'ın elindedir), emlak geliştirme (Alkent, Edin'lerin Kemer Country'si) vs..
Cemaat, tutmasını istediği işletme için mutlaka gerekli sirkülasyonu sağlar ve çekim merkezi yapar. Cem Boyner'in banka sahibi olmamasına rağmen Advantage Card'ı tutundurmayı başarmasının sebebi budur. (Ilgaz Zorlu cemaatin iyice asimile olduğundan şikayet etmede haksızdır; en azından benim bildiğim son 20 yıl içinde elitist ve zengin zümrede cemaat dayanışması gücünden hiç bir şey yitirmedi. Fakat halka karışan orta düzey cemaat için dediklerini bir parça kabul edebilirim.)
Sabetaycıların tamamı 1924 mübadili değildir; Eczacıbaşı ailesi gibi... Selanik gibi Milas, Tarsus ve İzmir de önemli sabetaycı merkezlerdir. Cemaatin eskiden Nişantaşı-Teşvikiye-Şişli üçgeninde yoğunlaşan yerleşimi son yıllarda Etiler'e ve özellikle Alkent ve çevresine kaymıştır. Bülbülderesi sabetaycıların gömüldüğü tek mezarlık değildir. Feriköy ve Karacaahmet (özellikle 8. ada) de sabetaycıların gömüldüğü yerlerdir.
Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır.
Müslüman Türk halka buradan bir çağrım olacak. Bu şebekemsi yapı içinde sizin hiç kimsenin elinizden alamayacağı iki özgürlüğünüz bulunuyor; kime oy vereceğiniz ve paranızı nereye harcayacağınız; bunları doğru kullanırsanız ülkenizde bir şeyleri değiştirebilirsiniz. Kurtuluş savaşı sürerken İstanbul'daki müslüman halk alışkanlıkla Türk bakkallardan değil Rum bakkallardan alışveriş ederdi; cebinden çıkan paranın Yunan ordusuna bir biçimde yardım olarak silah almakta verileceğini düşünmeden. Bir yandan şikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsınız. "Hepinizi Sabetaycı Yapılanmaya karşı durmaya, yakın çevrenizi sabetaycılık hakkında bilgilendirmeye ve 'Tercihli Alışveriş?' yapmaya çağırıyorum. Bu çağrı antisemitik değil, antisiyonisttir ve vatandaşlık sorumluluğudur.

http://gercektarihvekultur.blogspot.com/...planmaya-karsyz.html

http://www.islamustundur.com/sabetaizmnedir.html

Murat Ç, Tuhaf Dergi Sayı:1'ı inceledi.
31 Oca 22:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Normalde Edebiyat dergisi okuyan biri değilim. İlk ve en önemli nedeni; o sayfaların içindeki bütün değerlendirmelerin, fikirlerin, söyleşilerin ve anlatılanlar bana hitap edememesi. O yüzden hep uzak durdum.

Ta ki; Tuhaf ile karşılaşana dek. Ben bu dergiyi çok sevdim. İçinde tabi ki bana hitap etmeyen içeriklerde mevcut. Ama çoğunu keyifle okudum. Tabi ki herkes sevmeyebilir. Bu da doğal olan durumdur. Diğer dergiler iyi ya da kötü yorumunda bulunamam. Çünkü bir kaç sayıları dışında göz atmışlığım yok.

Birinci sayı ile ilgili sevdiğim bölümler;
Albert Camus,
Müjde Ar röportajı çok hoşuma gitti. Müjde AR'ın fikirlerine, ilk defa konuk oldum,
Zülfü Livaneli,
Burak Aksak,
Ahmet Mümtaz Taylan ve Hakan Günday: Propoganda
Murat Uyurkulak (Kahkaha atarak okudum)
Mazhar Alanson (Jimi Hendrix)
Tarık Tufan
Ercan Mehmet Erdem,
Nurhak Kaya,
Ayça Örer,
Ebru Ceylan,
Hasan Saltık,
Mercan Dede (İlk defa okudum, fena gelmedi)

Ben keyifle okudum, tavsiye ederim Tuhaf dergiyi. Ben sonradan keşfettim. Tüm sayıları mevcut. (İşin Ticari kısmı ilk etapta beni pek ilgilendirmiyor. Önemli olan, keyif aldım mı? Almadım mı?)

Herkese keyifli okumalar.

Ahmet Kaya
Ahmet Kaya’nın şairleri
Attila İlhan'dan Hasan Hüseyin Korkmazgil'e, Can Yücel'den Nevzat Çelik'e Ahmet Kaya'nın şiirlerini bestelediği şairleri yeniden hatırlayalım.
Mithat Fabian SÖZMEN
Ahmet Kaya, 17 yıl önce bugün yalnızca 43 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Paris’teki sürgün hayatı sırasında hayata gözlerini yuman Ahmet Kaya, ardında büyük bir boşluk ve önemli bir miras bıraktı. Bu miras, Türk şiirinin unutulmaz eserlerini de içeriyor.
1985’te ilk albümü ‘Ağlama Bebeğim’le adını duyuran Ahmet Kaya’nın yükselişi, 80’lerin ikinci yarısında 12 Eylül karanlığını yırtan emekçi hareketliliğiyle aynı döneme denk gelmişti. Bu dönemde ‘Acılara Tutunmak’, ‘An Gelir’, ’Şafak Türküsü’, ‘Yorgun Demokrat’, ‘Başkaldırıyorum’ gibi ardı ardına çıkardığı albümlerle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan
Ahmet Kaya’nın siyasi içeriği belirgin şarkılarında öne çıkan yanlardan biri usta şairlerin eserlerinden yararlanıyor olmasıydı.
Gerçekten de Ahmet Kaya’nın şarkılarını dinleyen biri kendini bir anda Attila İlhan, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Can Yücel, Enver Gökçe, Ülkü Tamer, Nevzat Çelik, Orhan Kotan gibi isimlerle tanışmış olarak bulabilirdi.
YUSUF HAYALOĞLU
Kuşkusuz, 1986’da evlendiği Gülten Hayaloğlu’nun ağabeyi olan Yusuf Hayaloğlu ile 1987’deki İyimser Bir Gül albümüyle birlikte başlayan birlikteliğini başka bir yere koymak lazım. Kaya’nın Hayaloğlu ile çalışmaları, bu tarihten sonra onlarca şarkıya dönüştü ve Hayaloğlu’yu Ahmet Kaya’nın bir numaralı şairi yaptı. Hani Benim Gençliğim, Yorgun Demokrat, Yüreğim Kanıyor, Başkaldırıyorum, Adı Bahtiyar, İyimser Bir Gül, Başım Belada, Dokunma Yanarsın, Biz Üç Kişiydik, Beni Vur, Giderim, Nereden Bileceksiniz gibi Ahmet Kaya’nın en popüler şarkıları Yusuf Hayaloğlu’nun imzasını taşıyordu.
Gelin Ahmet Kaya’nın diskografisinde bir gezintiye çıkalım ve eserlerini, şairleri ve şarkı sözü yazarlarıyla birlikte yeniden hatırlayalım.
AHMED ARİF
Ağlama Bebeğim(1985): Suskun, Maviye Çalar Gözlerin, Hasretinden Prangalar Eskittim.
Başım Belada(1991): Oy Havar
ALİ ÇINAR
Sevgi Duvarı(1990): Kendine İyi Bak, Hep Sonradan
Tedirgin (1993): Tedirgin, Layla, Elektro Şok, Sevemezsin, Yazamadım
ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER
Yorgun Demokrat(1987): Alnında Dağ Ateşi
ARİF DAMAR
Ağlama Bebeğim(1985): Bırak Beni
AŞIK MAHZUNİ ŞERİF
Yıldızlar ve Yakamoz (1986): Ben Beni
ATAOL BEHRAMOĞLU
Acılara Tutunmak (1985): Bu Dert Beni Adam Eder
ATTİLA İLHAN
An Gelir (1986): An Gelir, Lili Marlen Türküsü, Sen İnsansın
Yorgun Demokrat(1987): Tut Ki Gecedir
Başkaldırıyorum(1988): Acı Ninni, Haçan Ölesim Gelir
Başım Belada(1991): Hiçbir Şeyimsin, Yangın Gecesi
Dokunma Yanarsın(1992): Böyle Bir Sevmek, Rinna Rinnan Nay
Tedirgin (1993): Mahur, Grev, Ah!
Şarkılarım Dağlara (1994): Cinayet Saati
AYŞE HÜLYA ÖZZÜMRÜT
Dokunma Yanarsın(1992): Merhaba
CAN YÜCEL
Sevgi Duvarı(1990): Sevgi Duvarı
ENVER GÖKÇE
Acılara Tutunmak (1985): Yusuf Yusuf, Gayrı Gider Oldum
Şafak Türküsü (1986): Kore Dağları
Yorgun Demokrat(1987): Katlime Ferman
ERSİN ERGÜN
Başkaldırıyorum (1988): Beni Tarihle Yargıla
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Resitaller 2 (1990): Hey Göklere(Deli Kuşun Öttüğü)
GÜLTEN KAYA HAYALOĞLU
Şarkılarım Dağlara (1993): Ağladıkça
Yıldızlar ve Yakamoz (1996): Turuncu Gemi
Dosta Düşmana Karşı (1997): Korkarım, Ay Gidiyor
Hoşçakalın Gözüm (2001): Al Öfkemi
HALİM ŞEFİK GÜZELSON
Yorgun Demokrat(1987): Kılıç Balığının Öyküsü
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
Acılara Tutunmak (1985): Amenna, Öyle Bir Yerdeyim Ki, Acılara Tutunmak, Kadınlar, Güzel Günler, Ortadoğu
An Gelir (1986): Halay Havası
Şafak Türküsü (1986): Haramiler
Sevgi Duvarı(1990): Şiddet
KARACAOĞLAN
Ağlama Bebeğim (1985): Şahin Gibi
MEHMET AKİF ERSOY
Ağlama Bebeğm(1985): Uğurlar Ola
NÂZIM HİKMET
Ağlama Bebeğm(1985): Aynı Daldaydık
An Gelir (1986): Şeyh Bedreddin
NEVZAT ÇELİK
An Gelir (1986): Neyleyim
Şafak Türküsü (1986): Şafak Türküsü, Tutuşur Dizelerim, Geleceğim, Zeytin Karası
NİHAT BEHRAM
Başkaldırıyorum(1988): Denizin Ardı Özgürlük
Sevgi Duvarı(1990): Doruklara Sevdalandım
ORHAN KOTAN
Şarkılarım Dağlara (1993): Gururla Bakıyorum Dünyaya
Dosta Düşmana Karşı (1997): Dosta Düşmana Karşı
(Ölümünden sonra 2006’da yayınlanan Gözlerim Bin Yaşında albümünün tamamı Orhan Kotan’ın şiirlerinden oluşur.)
ORHAN VELİ
Acılara Tutunmak (1985): Macera
RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI
Başkaldırıyorum(1988): Uçun Kuşlar Uçun
SABAHATTİN ALİ
Ağlama Bebeğim (1985): Kara Yazı, Geçmiyor Günler, Kız Kaçıran
SEDA AKAY
Tedirgin(1993): Yalancı Ayrılık
SÜHA TUĞTEPE
Dokunma Yanarsın(1992): Kenar Mahalleli
ÜLKÜ TAMER
An Gelir (1986): Üşür Ölüm Bile
Başkaldırıyorum(1988): Gül Dikeni
YILMAZ ODABAŞI
Hoşçakalın Dostlarım (2001): Yakarım Geceleri, Diyarbakır Hasreti
ZEYNEP TALU
https://www.evrensel.net/...met-kayanin-sairleri

/100Kitap Oku'dan Alıntı

Burak, bir alıntı ekledi.
07 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

eni bağışla. soylu bir aileden gelmekle, becerikli öğretmenlerden ders almakla övünen bu sonradan görmeyi bağışla. iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, sevgili ile düşmanı ayırt edemeyen bu cahili bağışla. sensiz yaşamının çorak bir çöle döndüğünü fark edemeyen bu aymazı bağışla. bağışlanmayacak kadar açgözlü, hırslı, vefasız olan bu kaba adamı bağışla.

eğer bağışlamazsan, bir uçurumun kıyısında gezinen bu zavallının ayağının altındaki son kaya parçası da kopacak. eğer bağışlamazsan onun cılız bedeni fırat'ın derin sularında kaybolacak. eğer bağışlamazsan, iyilik adına, güzellik adına, saflık adına ne varsa hepsini yitirecek, cinlerin karanlık dünyasına hapsolacak. eğer bağışlamazsan…“

Kentin alanlarını boğazladığım insanların cesetleriyle doldurdum. Kenti ve evleri yaktım yıktım; temelinden çatısına kadar parçaladım. Tuğla ve kerpiçten tapınak kulelerini, tapınakları ve tanrıları yerle bir ettim. Fırat'tan kentin ortasına kanallar kazdırıp kente sular akıttım. Gelecekte kentin, tapınakların, tanrıların yerlerini hiç kimsenin bulmaması için suda boğdum…
Asur Kralı Sanherib'in yazdırdığı bir tabletten.

Ey sırlarımın ortağı olacak yabancı. Soylu musun, dindar mısın, iyi yürekli misin; yoksa zalim misin, akıllı mısın; yoksa işe yaramaz bir aptal mısın, bilmiyorum. Umarım iyi bir insansındır. Umarım yüreğin sevgi ve cesaret doludur. Umarım okuduklarını anlayacak, anladıklarından ders çıkaracak kadar akıllısındır. Ve umarım okuduklarını başkalarına anlatırsın, onlar da ötekilere. Umarım benim kara yazgım kulaktan kulağa fısıldanır, Fırat kıyısında konuşulan bütün dillere çevrilir, tabletlere yazılır, yaşlılardan gençlere aktarılır, çocuklar bu efsaneyle büyür. Belki böylece insanlar akıllanır, belki zalimlikten vazgeçerler, belki böylece daha az ölüm olur, belki daha az acı çekilir.

“Büyükbabama Fırat nedir ? diye sorduğunuzda, ‘Gündüzleri sevgilinin gözlerini yansıtan ışıktır’ derdi, ‘geceleriyse sevgilinin çözülmüş siyah saçları.’”

“Platon Şölen adlı yapıtında, Aristophanes’in bir konuşmasına dayanarak, insanın bir türünün dört kollu, dört ayaklı, iki başlı Androgynos adlı varlık olarak yaratıldığını, ama bu mükemmel yaratığı kıskanan Zeus’un onları ayırdığını, bu yüzden insanın ömrü boyunca hep öteki yarısını aradığını anlatıyormuş.”

her şeyi bilen insan, hiçbir şeyi derinlemesine öğrenemez.

İnsanlar cehennem azabından korkmadan iyi olabildiklerinde daha üst düzeyde bir uygarlığın ilk adımı atılmış olacaktır.

“Sadizmin kurucusu olan büyük Fransız felsefecisi Marquis de Sade, ‘İşlenilen tek bir cinayet vicdanızmızı sızlatabilir. Ama cinayetler artmaya başlayınca, onlarca, yüzlerce kez tekrarlanınca, vican susar,’ diyor. Bu yüzden savaşlar ölümü sıradanlaştırır.”



O günden sonra benim için gün ışığı kayboldu, o günden sonra kanma dokunamaz,çocuklarımın yüzüne bakanıaz oldum. Soluduğum hava, içtiğim su, yediğim yemek banazehir oldu. Kıyısında yürüyerek sakinleştiğim Fırat bana düşman kesildi. Üzüntümü almaz,sıkıntımıgidermez oldu. Gün ışığına çıkamaz oldum, düşüncelerimi yatıştıran tatlı uykular beni bırakıpgitti. Kâbuslarla, sayıklamalarla, kötü anılarla dolu geceler yakamı bırakmaz oldu. Ellerimdokunmayı, sesim çınlamayı, dudaklarım gülümsemeyi, gözlerim görmeyi unuttu.Damarlarımda akan yaşam ırmağı ağır ağır kurudu. Ama direndim; ayakta kalmaya, FırtınaTannsı'nın dev ağaçlan bir vuruşta yere seren yıldırımlarına yakalanmamaya çalıştım. Çünkü pek de uzun süreceğini sanmadığım alçaklıklarla, ihanetlerle, korkaklıklarla dolu ömrümü hiç değilse anlamlı bir sonla noktalamak, neden olduğum cinayetleri, yaptıklarımı herkese duyurmak istiyordum

Patasana, Ahmet ÜmitPatasana, Ahmet Ümit

Ahmet Kaya'nın bir şarkısı var, hayatımın özeti gibi: hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan...