Hastalık
Panik atak, demiş doktorlar. Oysa sizin hastalığınıza koyduğunuz teşhis başkaymış: Hep başka bir yerde ve başka bir zamanda olma isteği. İstek sözcüğü hafif kaçıyormuş, “Ben tam şu anda başka bir yerde ve zamanda olmalıyım” duygusu demek daha doğru olurmuş. Gereklilik bildiren “olmalıyım” ifadesi de yanıltmamalıymış beni. Başka bir yerde ve zamanda olmayı bir ödev duygusuyla veya görev bilinciyle değil, düpedüz “yaşıyorum” diyebilmek için istiyormuşsunuz. Konuşmanızdaki bütün çift tırnakları siz kendiniz ellerinizle, parmaklarınızı kıvırıp havaya kaldırarak koymuşsunuz.
Bu isteği, daha doğrusu, nefes almanızı zorlaştıracak, düşüp bayılmanıza yol açacak kadar yoğun olan bu duyguyu ilk kez yıllar önce, banka kartının son kullanma tarihi dolan bir müşterinize yeni kartını verirken hissetmişsiniz. Yeni kartın kullanım süresi beş yıl sonra doluyormuş. Beş yıl sonra da burada, bu bankanın Beşevler şubesinde mi olacağım, diye düşünmüşsünüz. Bir takım elbisenin içinde, para sayma makinelerinin, yazıcıların, bilgisayar ekranlarının, telefonların arasında ve bir camın arkasında. Tam o anda, çocukluğunuzun geçtiği Dikmen’de parkta basketbol oynamanız gerektiğini düşünmüşsünüz. Kuşadası’nda, Zeus Mağarası’nda ışıklar ve gölgeler içinde yüzmeli; Sinop’ta kaleye yakın sokaklardan birinde bir hurdacıya dudaklanınızın önünde birkaç el tavla atmalıymışsınız. Yaşadığınızı hissettiğiniz yerlere geri dönmek, o zamanları tekrarlamak, derken bayılmışsınız.
Bunları bana yeni banka kartımı verirken anlatmıştınız. O bayıldığınız günden kim bilir kaç yıl sonra yine aynı banka şubesindeydiniz.
Kartımın son kullanma tarihine bakmamaya çalıştım. Yaşamanın bir mahkûmiyete dönüşmesini istemiyorsam hiçbir şeyin son kullanma tarihine bakmamalıyım. Bu faydalı bilgiyi sizden öğrendim.