Az mıyım, çok muyum?
Var mıyım, yok muyum ?
Ben kimim?
Yok olmak için var olmuş olmak mı gerekir? Düşlerde yok alanlar gerçekte de yok olabilir mi? Peki yoklara karışanlar nereye gider? Ha bir de "Kaaarr nedennn yağaaaarr???
İki farklı zaman, iki farklı mekân ama ortak karakterlerin yer aldığı romanda; şehirde bir berber dükkanında romanı anlatan kişinin farkettiği bazı yok oluşlarla, köyde başlayan yok oluşların rastlamasıyla başlar roman. Var oluş ve yok oluşların kavramlarını açıklamaya çalışan Toptaş imgelere sık sık başvurup dili çok ustaca bir şekilde kullanmış. Psikolojik, sosyolojik çözümlemeler yapılan eserde karakterlerin tasviri çok yalın bir şekilde.
Devletin nazarında pire gözü kadar değeri olmayan köy halkının bir bir ortadan yok olmasıyla dahi ilgilenmeyen sözde idarecilerin ilgisizliğiyle resmen bir köyün yok oluşunu okudum. Belki de hiç var olmadı... Köyün bu kadar kötü bir yazgısının olmasını ben kimi zaman bütün karakterlerin birbirinin ardından işler çevirmesine, aldatmasıma bağladım. Sanki yazar karakterleri cezalandırırmıs gibiydi. Toptaşın kimi yerlerde dini değindirmeler yapması da günümüzü açıklar nitelikte. İmama bel bağlayıp gönül işlerini yapmaya çalışırken cezalandırılmak da bunlardan biri olsa gerek. Cennet'in deli oğlu üzerinden toplumda güçsüz olan kişilerin hep bir suçlu konumunda olması, ezilecek kişi gözüyle bakılmasını da yazarın sosyal mesajı olduğunu düşünüyorum. Toptaş nedense köyü hayvanların lanetiyle kutsamış gibi. Karakterlerin başına gelen sorunların hep bir hayvanlarla ilgisi olması düşündürücü.
Hasan Ali Toptaş'ın da çok kısa bir süre göründüğü filmi karakterlerin psikolojik süreçleri açısından biraz yetersiz olsa da Ahmet Mümtaz Taylan, Altan Erkekli, Selçuk Yöntem ve Taner Birsel gibi harika oyuncuları