Hermann Hesse bir gün oturmuş bir kitap yazmış.
Sonra aradan çok yıllar geçmiş.
Ahmet bir gün oturmuş bir kitap okumuş.
Ahmet bir gün oturmuş ve inceleme yazmış.
HERMANN HESSE'nin evlere şenlik, şenlere evlik harika-yül'hâr-'ik;a eseridir Bozkır Kurdu. Kitap boyunca tercüman beyefendinin kişisel tercihiyle herhâlde Almancaya olan aşinalığından dolayı bitişik yazma alışkanlığı ile defalarca yanlış yazılmıştır. Onun haricinde Herr Şipal'in fevkalade bir iş çıkardığı sugötürmez, su götürmüyor.
Eğer internet aracılığıyla bu esere bir göz atmak istedi iseniz bu eserin dilinin çok ağır, anlatılanların pek anlaşılmaz, kitabın kapalı bir kutu, keşfedilmeyi bekleyen ıssız bir orman, hiç bilmediğiniz bir ben'iniz olduğunu okumuş olabilirsiniz. Ben de okudum. Bu da bende sugötürmez antipati yarattı. Herkes bilir okuması zor bir eseri okumayı. Gel gelelim herkes yanılmıştı şüphesiz. Bu kitap sugötürmezce su gibi aldı götürdü beni! Uzun zamandır yaşamadığım, bir kitaba saatlerce bağımlı kalmayı bana yaşattı. Hesse'nin apaçık bir dille derdini apaçık anlatması beni mest üstüne mest eyledi.
İşin aslı sanırım o okuma zorluğu çeken kişilerin zoruntusu akışkan dili değildi kitabın da, kurgusu idi. Evet, Hesse modernizmden nasibini almış biri olarak sizin onunla beraber Nietzsche çalıştığınızı, Hölderlin'ini hatmettiğinizi, Don Giovanni'yle yattığınızı vesaire varsayarak kurdu kurgusunu. Az biraz kültür birikimi isteyen bu metinler arasılığı göz ardı edersek aslında pek kolay yenmeye müsait bir lokma kalıyor. Bütün eser bana bir David Lynch filmini hatırlattı doğrusu. Yahut David Lynch'in bu eseri hatırlatması daha doğru. WHATEVER! Lynch'ib filmlerindeki gibi rüyalar içinde rüyalar içinde rüyalar, aynalar içinde kırılan yüzler, aynalar içinde akıl hastalıkları sarıp sarmalıyor sizi.