İnsanlığın ne kadar kötü ve kokuşmuş olduğunun bir de kelimelerle anlatıldığı bir kitap olmuş Ahraz. Siz ne kadar dokunmadan, ilişmeden, çarpmadan, çelinmeden yaşamak isteseniz de etrafınız niyeti kötü insanlarla çevrilidir tıpkı kendi hallerinde yaşayıp giden Adile, İsrafil ve Yusuf Usta'da olduğu gibi.
Adile; henüz daha küçücükken annesi tarafından terk edilmiş, babası ile birlikte yaşadıkları köyde dışlanıp itilmiş, büyüyüp kadın olunca arka tekerlekler de öndekileri takip edince yetmemiş bir de herkesin tü kaka yaptığı Adile'ye tecavüz edilmiştir. Kimsesiz Adile, tıpkı kendisi gibi kimsesizlikle sınanacak İsrafil'i dünyaya getirir. Her yeni doğan bebek gibidir İsrafil, ancak ifritin bebeği de ifrittir damgasını yer henüz poposuna yaşam tokadını yemeden. Ne ilk ağladığı zamanlardaki çığlıklarını ne de yaş aldıktan sonra etrafında kopan fırtınaları duyamaz, ahrazdır. Adile de evladıyla olan tek yakınlığını ona sütünü verirken yaşatmış, ardından hayattan görüp öğrenemediği sevgiyi oğluna da tattıramamıştır. Tek dostu vardır ahraz İsrafil'in: Yusuf Usta. Yusuf Usta da kendi halinde, ahlaklı, temiz, iyi bir insandır ya çevresi tarafından sevilmez. Çünkü bu dünya yüküne ağır gelen kimseyi bohçasında istemez. Gel zaman git zaman Adile, İsrafil ve Yusuf'un başına gelenleri okur; okudukça da elimizde kalan güvenin kırıntılarından da oluruz. Sonra ne mi olur? Kim bilir belki de Ahraz İsrafil biner bir kayığa, sûra üfleyeceği vaktin bekleyeni olur.