*spoiler içerebilir*
Okuyan herkesin övdüğü bu kitabı sevgili @diaryofbuse'nın ısrarlarına da dayanamayıp okumaya başladım. İyi ki başlamışım! . Şunu belirtmek isterim, daha önce okuyup 50'li sayfalarda yarım bırakmıştım, o zamanki yaşım gereği tam olarak kavrayamamıştım sanırım olayları ya da tatlış bir aşk romanı beklediğim için de olabilir bu devam edememe sorunu. Fakat kesinlikle yarım bırakılacak bir kitap değil, aksine tekrar tekrar okunabilecek bir kitap.
Romanımız genel olarak seçimler üzerine kurulu. Catherine Edgar'ı mı seçecek, Heathcliff'i mi; küçük Catherine Linton'la evlenecek mi evlenmeyecek mi gibi tercihlerin sonuçlarını okuyoruz. Bazen seçimler beni sinir etse de verdikleri gizem duygusunu okumak ayrı bir tat veriyor insana.
Yazarın betimlemeleri çok başarılı. Anlatılan her şeyi zihnimde canlandırabildim. Catherine'nin sarı buklelerini, şömine önünde otururken camdan bakanların görünüşlerini... Okurken sizi de içine çekiyor. Bay Lockwood'un yanında oturup hikayeyi beraber dinliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Kitapta Heathcliff'ten nefret ettiğim kadar Hareton'u sevdim. Diğerlerine göre kenarda köşede kalmış bir karakter, daha fazla okumak isterdim ama maalesef :( Çok iyi yerlere gelebilecekken çevre etkenlerle kötü şartlara maruz kalıyor. Heathcliff'ten en çok Hareton'a yaptıkları için nefret ettim sanırım. Ayrıca bizim küçük Catherine'nın onunla alay ettiğini gördükçe kızdan uzaklaştım. Biraz daha anlayış gösterseydi keşke. Sonralarda anlıyor Catherine de Hareton'un değerini, beraber kitap okuduklarını gördüğümde oğlu evlenmiş anne edasıyla mutlu oldum :)
Heathcliff'i sevmedim demiştim çünkü etrafındakilere çektirdiği acılar gerçekten kabul edilemez. Yanıp bitmeyen bir nefret var içinde. Tüm bunların ötesinde ne kadar güzel sevdiğini