Bazı yazarlarımız eserlerini öyle güzel işliyor ki, bu da Türk edebiyatına batılı bir kimlik kazandırıyor. Halid Ziya Uşaklıgil’in eserlerine baktığımızda da bunu yapabilen yazarlarımız arasında yerini aldığını görebiliyoruz. Toplumumuzun getirdiği tabular nedeniyle yabancı yazarlar ile aramızda bazı farklılıklar olsa da, bugün ele alacağımız ‘Mai ve Siyah’ ve ‘Martin Eden’ romanlarında olduğu gibi, benzer eserler ortaya çıkabiliyor. Eserlerde kurgu, verilen ana fikir, karakter benzerlikleri olduğunda akıllara hemen şöyle bir soru geliyor: “Kim kimden esinlenmiş olabilir?”
Yayınlandıkları tarihlere bakarsak, Halid Ziya’nın “Mai ve Siyah” romanının 1897 yılında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edildiğini, 1900 yılında da kitap olarak yayınlandığını, Jack London’ın “Martin Eden” romanının da 1909 yılında yayınlandığını görüyoruz. Tarihlerden anlaşılacağı üzere Halid Ziya, Martin Eden’ dan etkilenmiş olamaz. Yazıldıkları döneme ve yazarların içinde bulundukları durumlara baktığımızda, iki yazarın da gerçek yaşamlarında benzer şeyler yaşadıklarını, birebir olmasa da, bunların yansımalarını iki eserde de görebiliyoruz. Özellikle Martin Eden’ da bu çok baskın olup yarı otobiyografik bir romandır. İki yazarın da bireysel idealler doğrultusunda aynı ortak paydada buluşup, bunu kaleme almış olmaları muhtemeldir.
Giriş bölümüne göz attığımızda iki romanda da benzer motifler bulunmaktadır. Ahmet Cemil fiziki olarak daha narin zayıf yapılıdır, Martin ise daha cüsseli ve güçlü bir yapıya sahiptir. Fakat aşkı algılayış biçimleri ve maneviyata verdikleri değer bakımından aynı düşüncelere sahiptirler. Martin Eden da, Ahmet Cemil de bir burjuvazi ailesinin evinde sıkılmış dakikalar geçirir. Onların yaşamlarına bakıp özendikleri ve evde bulunan burjuvazi