Bir adam. Adı yok, sanı yok, kimliği yok(zaten kimliğini de kaybediyor hikayede), varlığını ispatlayamayan,fakat bir kadınla hayat bulan ama kadına hayat veremeyecek kadar bencil bir adam.
Bir sancı …bir kaybediş…bir yenilgi…bir aşk.!
Hayatını,bedenini,yüreğini paylaştığı bir mucizeyi yitirmesi.
Kendi yanlızlığını çaresizlik olarak nitelediği bir yaşam bir değişim ya da bocalama içerisindeki bir adamın ruhu.
Hem yara hem şifaymış kelimeler.
‘’İnsan ömrü boyunca eksik parçalarının peşine düşüyor farkına varmadan; hayatın karşısında zayıf, endişeli, dalgın, biçare hale düşüren yoksunluklarını tamamlamanın yolunu arıyor.
Bu yüzden mi sürekli ona gidiyorsun? Ruhunu tamamlamak için mi? Kalbini onarmak için mi? Kendini aramak için mi? İç sesinden kaçmak için mi? Bir başkasına gider gibi değil, kalbine döner gibi gidiyorsun onun yanına.’’
“İnsanı anlatmak değil,susmak yorar.”
(MUHTEŞEM…!)
Aşkta geç kalmışlığın romanı.
Ayrılık, aşığın kalbinde kabuk bağlamayan yaraymış. Acı çekerek öğrendin diyor Tarık Tufan.
Hepimizin geç kalmışlığı
Boğazımızda çözemediği bir düğümü.
Sanki yazarla sohbete oturmuşumda ben düşünmüşüm, o kaleme dökmüş gönlümden akanları. Hislerime tercüman olan bir anlatı.
Kitaptaki her bir cümlenin altına imzamı atarım.
Tavsiye ediyorum….
Geç kalmayın…..