hoşumuza giden her şey her zaman besleyici ya da sağlığa yararlı değildir. düşüncemizin bilimden aldığı da, ne karın doyurduğu ne de sağlık getirdiği halde bir hazdır yine de.
yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün baş başa verip dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz. öyle ki, hepsini kaybetmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın.
bir kumandanın, az sonra hücum edecek olduğu bir kalenin eteğinde dostlarıyla tamamıyla serbest ve rahatça, kaygısızca sohbete dalması; brutus'un herkesin kendisine ve roma'nın hürriyetine karşı pusu kurduğu bir sırada gece dolaşmalarından birkaç saat çalarak tam bir sükûn içinde polybius'u okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! düşündükçe içim açılır.
ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.
biz pek şaşkın varlıklarız: filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiçbir şey yapmadım, deriz. bir şey yapmadım ne demek? yaşadınız ya! bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir. bana büyük işler çevirmek imkânını verselerdi, neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim, deriz. önce siz kendi hayatınızı düşünmeyi, çevirmeyi bildiniz mi? bildinizse bütün işlerin en büyüğünü görmüş demeksiniz.