Tüm yaşamı boyunca aşkın yokluğunu hissetmiş, aşka aç yaşamıştı. Doğası aşkı arzuluyordu. Varlığının yapısal bir ihtiyacıydı aşk. Buna rağmen hep aşksız yaşamış, bu süreçte de katılaşmıştı. Aşka ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti. Şimdi de farkında değildi aslında. Sadece fiilen uygulamasını görmüş; gördükleri karşısında heyecanlanıp bunun güzel, yüce, muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.
Osmanlı döneminde yaşam süren Harem ağası üzerinden Efendi-Köle diyalektiğini çok güzel bir şekilde biz okurlara sunan bu güzel eser gerçekten okumaya değer.
Tam itaat, kendini eşitleme ve sorgusuz sualsiz hayranlık. Bu evrelerin hepsini yazar Harem ağasında bize sunuyor. Her ne kadar tarihi bir kitap gibi gözükse de aslında psikolojik bir kitap olma özelliği de taşımakta.