Kalemini sevdiğim yazarlardan biri olan Zweig’ın en sevdiğim kitaplarından biri oldu. Tek solukta kitap okumayı sevmem. Daha doğrusu tercih etmem. Onlarla bu kadar kısa süre içinde vedalaşmak pek hoşuma gitmiyor. Fakat gelin görün ki bu eser istisna oldu.
Eser, yazarın üç menkıbesinden oluşmakta. Önce Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor, sonra Üçüncü Güvercinin Hikâyesi ve ardından ise Ölümsüz Kardeşin Gözleri geliyor. Bu menkıbelerden sadece bir tanesi dilimize çevrilmiş onun dışındakiler çevrilmemiş. Onun da bilgisini aklımda kalanlarla iletmek isterim. Siz kitabı bitirdikten sonra mutlaka Önsöz bölümünü de okuyun lütfen. (Dikkatinizi çekerim, bitirdikten sonra :)
Kitaptaki bu bahsettiğimiz üç öyküde insanlar huzuru, barışı, ruhsal refahı, Tanrı’yı ve belki de en önemlisi kendilerini arama halindeler. Bu üç öykünün birleştiği noktalar; insanların barışa duyduğu hasretin, baskının, katılıkların, savaşların, öldürme iradesinin acımasızlığı ve onların ağırlığını fark etmek oluyor. Öykünün ikisi Kutsal Kitap Tevrat’tan,bir diğeri de yanılmıyorsam bir Hint efsanesinden alıntı.
Beni en etkileyen öykü, merhamet unsurundan olsa gerek, Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor oldu. Karakterin her şeye rağmen Tanrı’sına duyduğu sonsuz inanç ve bu inancın ona verdiği içsel huzuru, güveni Rahel anlattıkça ben de hissettim ve yüzümde gerek hüzünlü gerek ise o huzurun verdiği tebessümle okudum. Fakat Ölümsüz Kardeşin Gözleri’ni de okurken tarif edemediğim bir içsel huzur kapladı içimi. Eser tam anlamıyla ruhuma dokundu. Kendimi ve Tanrı’yı sorgularken buldum kendimi. Eser sizi birbirleriyle bağdaşan sorulara yönlendirdiği gibi kendinizi tamamlayacağınızını farkedebileceğiniz manevi kalıplara da dikkat çekiyor.
Okuduğunuzda bir şeyleri aldığınızı, kendinize kattığınızı somut bir şekilde