kuzgun

kuzgun
Geleceğe selam ver
27 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Dibe vurmanın en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz? Bir kez dibi gördüğünüzde bir daha asla yüzeye çıkamıyor olmanız. O uğultu, o düşme hissi asla sona ermiyor, her aşamada, Galiba buraya kadarmış, diye düşünüyorsunuz.
Reklam
Kanımı akıtarak geldim bu noktaya. senden daha büyük canavarlarla savaştığım bir çocuklukla bedel ödedim. bu dünya beni kucakladığından daha çok sessizliğe gömdü. gördüklerimi hiç görmedin sen. dibi boyladığım çukur, cehennem kadar derindi. oradan çıkabilmek için onlarca yıl savaştım. ellerimde kan. ayaklarımda yaralar. daha fazlasına katlanamam diyordu zihnim. topla kendini dedim, buraya neşe bulmaya geldik, bulacağız. avlandım. katledildim. ve sonra dünyaya geri döndüm. canıma kasteden her canavarın canına okudum. şimdi sen kalkmış, beni tahtımdan etmeye çalışıyorsun. hayatımı adayarak var ettiğim bu tahttan… tatlım. bu iş senin boyunu aşar. senin gibi hokkabazlar eğlence olur ancak bana. dişime göre değilsin. ben öyle büyük şeytanlarla dans ettim ki.
Ama hayır, hayır! Baştan çıkma meraklısı mistikler yalan söylüyor, Karayip Denizleri diye bir şey yok dünyada ve ne bu denizlerde gözü kara filibusterler yelken açıyor, ne de korvetler onları kovalıyor, ne de top dumanları yayılıyor dalgaları üstünde. Hiçbir şey yok ve hiçbir şey var olmadı! İşte şu hasta ıhlamur var, demir parmaklık var ve de arkasındaki bulvar… Ve kâsede buz eriyor ve yan masada birilerinin boğa gözlerinin kan çanağına döndüğü görülüyor ve korkunç, korkunç… Ah tanrılar, zehir yok mu zehir!..
Ah ah ah! Evet, oldu bunlar… Moskova’nın eskileri meşhur Griboyedov’u iyi hatırlar! Porsiyon haşlanmış sudak ne ki! Ucuzluk bu, canım Amvrosi! Mersin öyle mi ama? Gümüşi tencerede mersin, yengeç ve taze havyarla parça parça dizilmiş mersin balığı öyle mi? Kâsede mantar püreli yumurta kokot! Karatavuk filetosunu beğenmiyor muydunuz yoksa? Yanında da trüf? Cenova usulü bıldırcın? Dokuz buçuk ruble! Üstüne caz, üstüne kibar servis! Temmuzda bütün aile daçada, siz ertelenmesi olanaksız edebiyat işleri nedeniyle şehirde takılıp kaldınız. Bu durumda verandada, kıvrım kıvrım büyüyen asmaların gölgesinde, güneş ışınlarının altın beneklerinin oynaştığı tertemiz masa örtüsünde bir tabak prentanyer çorbaya ne dersiniz? Hatırlıyor musunuz, Amvrosi? Benimki de soru mu! Dudaklarınızdan anlaşılıyor hatırladığınız. Sizin koregonunuz, sudağınız ne ki! Çulluklar, sülünler, mevsimine göre toy kuşları, bıldırcınlar, su tavukları? Boğaz gıdıklayan narzana ne demeli peki?! Ama yeter! Dikkatin dağılıyor, okur. Peşimden gel.
KAYBOLANLAR İÇİN YANIP DURMA AYİNİ Ey, ölümden ve hayattan olma çocuk Suna’yı ve denizi bildin Şimdi bir başka soru bul kendine bir yakamoz neden durup durup bir dubayı kovalar gibi örneğin. Ölümden ve hayattan çok bahsettik suskun, ağızsız, sözsüz ilahi bir koronun gülümsemesini istiyorum ben yerli yersiz hem neden küçük bir gülümseme için büyük espriler gerekli bize ve neden cinnet beşinci kattayken yakalar insanı ve bu mermer insanlar nasıl olur da romatizmadan bahsederler? Ey ölümden ve hayattan olma çocuk hüthüt kuşunu ve gözyaşını bildin peki, niçin bir new york bulur kendine tatar çağrışımlı ve balkonlu kızlar saçlarını taşırken çınaraltının serin sabahlarına ve bir şairin yüzüne niçin kurtlar iner her akşam, durup dururken bir koridor ıssızlığına…