kuzgun

kuzgun
Geleceğe selam ver
27 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
… “Üstün başın amma kirlenmiş, bızdık.” “Bir sürü oyun oynadım. Yerlerde yuvarlandım. Sularda sıçradım…” “Hadi bir şeyler yiyelim. Ama böyle domuz yavrusu gibi leş bir halde yemeğe oturamazsın. Gel üstünü çıkar, şu sığ tarafta suya gir çık.” Bir an kararsız kaldım, söylediğini yapmak istemiyordum. “Ben yüzme bilmem.” “Gerek yok ki. Gel, ben yanında dururum.” Yerimden kımıldamadım. Görmesini istemiyordum… “Benim önümde soyunmaktan utanacak değilsin herhalde?” “Yok. Ondan değil…” Başka seçeneğim yoktu; sırtımı dönüp üstümü çıkarmaya başladım. Önce gömleğimi, sonra askılı pantolonumu. Hepsini yere attım ve dönüp yalvarırcasına yüzüne baktım. Hiçbir şey söylemese de kapıldığı dehşet ve isyan gözlerinden okunuyordu. Yediğim dayakların morartıları, izleri ve kabukları görmesini hiç istemezdim. İçlendiği için kelimeleri bulmakta zorlansa da, “Acıyorsa suya girmene gerek yok,” diyebildi. “Artık acımıyor.” (Tomaso Albinoni, Chamber Orchestra of Miemo Adagio in G Minor)
Sayfa 153·Kitabı okudu
Reklam
… “Hoşuna gitti mi?” “Rüyadayım sanki.” “Artık yeter. Gidelim, hava kararmaya başlıyor.” Hava ağır ağır kararırken uzaklardaki çalılarda ağustos böcekleri yazın henüz bitmediğini müjdelercesine cırcır ediyordu. Araba kayarcasına ilerlemekteydi. “Pekâlâ. Artık bir daha bu konuşma yok. Tamam mı?” “Lafını bile etmem.” “Eve bu saatte dönünce ne mazeret uyduracağını çok merak ediyorum.” “Çoktan düşündüm bile. İncil dersine gittiğimi söyleyeceğim. Bugün perşembe değil mi?” “Seninle aşık atmak ne mümkün. Her şeye bir çözüm buluyorsun.” Bunun üstüne ona iyice sokulup başımı koluna yasladım. “Portuga!” “Hı…” “Ben senim yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum, biliyor musun?” “Niye?” “Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanındayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor.”
Sayfa 127·Kitabı okudu
Gidince anladım aşkın yalanmış Bu yalan kalbimi yaktı sevgilim Bir tahta masada adımız kalmış Görünce gözyaşım aktı sevgilim Katlanırdım bil ki en derin yasa Kolunda yabancı biri olmasa Ayağı kırılmış o tahta masa Senden çok vefalı çıktı sevgilim O masa binlerce anılar saklar O masa özlemle hep hızı artar Sensiz gidemedim geçti haftalar Artık masamız boş kaldı sevgilim…
Kafamı dağıtmak adına bir kurşun istiyorum Dünyayı aklamak için yağmurlar yıkamak Ölümler kuşanıyorum inatçı geceler dökülürken üstüme ölülerden ölüm beğenip. Esince aklıma ürperten rüzgarlar, Olduğum bütün istasyonları ıskalayan trenler İşte dünya, Yani gözüme çarpan şeyler geniz yakan heceler gibi özümden düşüyor, dudaklarıma İnsan, içine girince anlıyor mezarlardaki pişmanlık ve ölüm kokusunu Ecza solunan hastane koridorlarında susturmaya çabalardı hemşireler ölüm korkusunu Bitimsiz bir baş ağrısı olarak doğduğunu anlamıştı hüzün erbapları, aklı yağmura tutuklu adamlar. Kafamı dağıtmak için artık bir kurşunum var Denge profiline ulaşmış yorgun öfkem Parçalanmışlığın kestiği bir ifade yüzümde Üstümde ikinci el ölümler.
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı? Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim? Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim. … Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün? Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı? Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün. Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?
Reklam