Benimle ilgili bilgiler almak için bana sorular sormaya başladı. Verdiğim cevapları not etmek için masadaki kalem ve kağıdı kullanmadı, iç cebinden çıkardığı kalemle yan cebinden aldığı kağıda yazmaya başladı. Bu tavrı dikkatimi çekince gözlerim istemeyerek de olsa kalem ve kağıda kilitlendi.
Bunu anlayınca bir açıklama yapmak zorunda kaldı:
—Masadaki kalem ve kağıt devlete aittir. Ben onları görev anında ve resmi işlemlerde kullanıyorum. Ama şimdi sizinle özel konuşuyorum. Dolayısıyla devletin kalem kağıdını kullanamam. Çünkü bu kalem ve kağıt, memleketimizde yaşayan yetmiş milyon insanın hakkıdır. Bu sorumluluğun altına giremem.
Şunu çok iyi anlamıştım ki kötülüğe karşı kötülükle insanlar etkilenmiyor ve onlardan intikam alınmış olunmuyor. Daha çok, kinler ve düşmanlıklar artıyor. Ama kötülüğe karşı iyilikle cevap verildiğinde, bu en büyük intikam oluyor. Çünkü onun kalbi ve ruhu öylesine ezilip büzülüyor ki etini lime lime parçalasalar belki bu kadar acı duyamaz.
“İçimde bir zamanlar bir sıcaklık hissettiğim o yerde, şimdi sadece boşluk vardı. Uzayın en soğuk köşesindeki kara delik gibi bir boşluktu bu...” diye yazdı.
“Sanki bir gece uyurken, birisi gelip içerideki fişi çekmiş ve o neşe sönüp gitmiş, içimi bomboş bırakmıştı. Sonsuza kadar bomboş...”