ve ilginçtir, insanın kendine verilen hediye ile ilk yaptığı, hediye vereni unutmaktır.
“o insan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yoktan var ettiğimizi hatırlamaz mı?”
gerçek şu ki; bu dünyada her şey gelip geçiciyse çok güzel olup olmamasının pek bir önemi yok ama biliyoruz ki eğer bu dünyada Allah’ı razı edersek işte o zaman ahirette her şey çok güzel olacak...
hakikaten bir düşünelim, acaba sırf bu dünya için mi yaratıldık ki bütün vaktimizi ona sarf ediyoruz? üstelik bir türlü de mutlu olamıyoruz, sahi neden her şey çok güzel olmuyor? bu sonlu dünyanın sonsuz isteklerimiz için yeterli olmadığından olabilir mi...
yataktan kalkıp aynaya yöneldi. tanımadığı suratını inceledi uzun uzun. göz kapaklarının yanında oluşan kaz ayaklarında hangi anılar sıkışmıştı? kaşlarını çatınca oluşan çizgiler hangi kızgınlıklarının, gülümseyince yanağının yanında beliren çukur hangi mutluluklarının eseriydi? siyah saçlarının arasına serpilmiş beyaz saç tellerinde neler gizliydi? hiçbir şey bilmiyordu. hiçbir fikri yoktu.
nurullah... oğlum nurullah...
23 yaşında evlendik ananla. sen doğduğumda otuzumdaydım. önce abin ziya geldi. bizim buralar böyledir. bir oğlan evladı yetmez. hatta, bir evlat da yetmez. abin ilkokula başladığında sen düştün ananın rahmine. babamın oğluyken, birden oğullarımın babası oluverdim. elimde ne varsa size harcadım oğlum.
hastalığını öğrendiğimizde yolun yarısını çoktan geçmiştim. bir babanın nasıl çaresiz kaldığını bilir misin? evine bir ekmek getiremediğinde değil, bir litre süt alamadığında değil. o evin içinde cıvıl cıvıl koşuşturan evladının yatalak olduğunu gördüğünde anlar baba çaresiz kaldığını.
ben sizinle öğrendim babalığı. ananız 9 ay 10 gün daha deneyimli benden. çocukken birkaç kez havale geçirdiniz, yüreğimiz dağlandı, üşüttünüz diye elimiz ayağımıza dolandı, azıcık öksürseniz acep neyi var deyiverip, telaşlanıp durduk. hepsi geçti, atlattın o günleri ama felek ya işte geldi çattı kaşlarını yine bize. bir evladımı kötü yola çekti seni de hasta etti, dağladı ciğerlerimizi. eş dost kim varsa çaldık kapısını, yetmedi bir daha çaldık, artık kapılar yüzümüze açılmaz oldu. oldu olacak derken zor bela topladık tedavi parasını, “hayırsız oğlun ne alemde?” diye sorar oldular senden geçip, senin derdine düşmüşken bir de ziya’nın vefasızlığından dem vurdular yarama.
hasta evlat babası olmak zor da, bir de vefasız evlat babası olunca işte...
üstelik o vefasız; kardeşinin tedavi parasını alıp çarçur edince o da koyuyor insana, bir çaresizken bin çaresiz kalıyor, vefasız demeye de hırsız demeye de dili varmıyor insanın...
ne gücüm kaldı ne takatim, ne sevincim kaldı ne kederim; bir bir düğümlendi derdin, dertlerim boğazımda oğul.
kızma bana, sövme arkamdan, vefasız abin de doğru yolu bulacak elbet, ama ben göremeyeceğim.
bana bu dünya dar geldi, size geniş