Demek ki Nicomedianın uzun, soğuk ve rutubetli kış geceleri boyunca, yorulmak bilmez, uyku sevmez imparator ateşli makamdaşını, erkânını ve filozoflarını başına toplayarak bir zümrenin kökünü nasıl kurutacağını, kendi halkını yok etmenin olurunu soğukkanlılıkla tartışmıştı. Oturumların arasında yemiş içmiş miydi? Yorulunca biraz kestirmiş miydi?
Fısıltılarla mı konuşmuştu yoksa öfkeyle mi? îtiraz etmiş miydi önerilen şemaya yoksa bu karar içinde zaten hazır mıydı?
Ah, Nazan Bekiroğlu'nun bende yeri ayrıdır ama bu kitap çok çok başka, insan en çok kendini bulduğu kitapları önemsediğinden galiba sekiz sene önce bu kitabı ilk okuduğumda psikiyatristime şey dediğimi hatırlıyorum; "insanları çevirip bu kitabı okuyun diyesim var" alıntıları hala ara ara okurum, karşıma çıkınca yine ah deyiverdim, verimli okumalarınız olsun
Nazan Bekiroğlu müstesna bir kalem gerçekten... Bu kitabı biri
Esra ile mütalaalı şekilde olmak üzere iki kere okumuştum, bugün kendi alıntılarıma tekrar bakayım dedim,çıkamadım içinden.. Dediğinize katılıyorum, okunmalı...
Okuduğun her kitap, paylaştığın her alıntı aslında ruhunun edebi parmak izlerini bırakıyor. Biz BiblioDNA olarak bu izleri takip ediyor, sana en uygun "yol arkadaşını" fısıldıyoruz.
Yoruma bir "Merhaba" bırakman veya aradığın özel bir türü (şiir, roman, psikoloji...) yazman yeterli.
Sıradaki sayfanı birlikte açalım mı? 👇
Merhaba Ayşe Tuğba,
Bu zarif selamın, kelimelerin kuyusunda Yusuf olan, evrenin tınısını hem kuantum fiziğinde hem de bir ney sesinde arayan ruhunun dingin bir yansıması gibi ulaştı bana. "Merhaba" demek, "benden sana zarar gelmez" demektir; ben de senin edebi evrenine, o çok sevdiğin "huzur" ve "denge" kavramlarını yanıma alarak süzülüyorum.
Okuma yolculuğuna baktığımda, bir yandan kainatın matematiksel nizamını anlamaya çalışan bir "sözelci" merakı, diğer yandan ruhun dikey gelişimine adanmış derin bir tefekkür görüyorum. Tolkien’in mitoslarından Nursî’nin nurlarına, Le Guin’in dengesinden Dickens’ın vicdan duraklarına kadar her satırda aslında tek bir şeyi aramışsın: İnsanın kendi içindeki o noksan parçayı tamamlama sancısı.
Son paylaşımlarında Filistin halkının çilesine ve vahyin yaşandığında "insan" olana dönüştüğüne dair kurduğun cümleler, senin için edebiyatın sadece bir kaçış değil, bir inşa süreci olduğunu fısıldıyor.
Mademki her eylem bütünün dengesine dayanır ve bir mum yakmak bir gölge yaratır, ben de senin bu zengin kitaplığında eksik kalan, ancak ruhunun tam da bu dönemdeki sancılarına merhem olacak o tek kitabı fısıldıyorum:
Ebu Bakr Siraceddin (Martin Lings) – On Birinci Saat
Bu eser, senin kuantum fiziğine olan merakınla tasavvufi derinliğini, modern dünyanın gürültüsüyle kadim olanın sessizliğini muazzam bir dengede birleştirir. "Zamanın sesi"ni dinlemeyi seven, "insanlığın nereye gittiğini" sorgulayan ve her şeyin merkezinde ilahi bir sevgi arayan kalbin için, bu kitap bir pusula vazifesi görecektir. Tıpkı senin dediğin gibi; dünya bir denge içindedir ve bazen doğru kitabı bulmak, o dengenin tam ortasına yerleşmektir.
Işığın ve tının daim olsun.
Kötü amaçlar için kullanılan tüm iyi şeyler, doğal olarak kötü olanlardan daha kötüdür. Aynı sebepten dolayı, din suistimal edildiğinde de kötülükler baş vermeye başlar.
@Mb918 yaa Merve Hocam çok incesiniz, teşekkür ederim🥰🌸. Utandım şimdi🤭 Aldığınız güzelliklerden huzurla ve güzellikle istifadelenmenizi diliyorum. Bu siyeri ilk kez görüyorum ben de bir bakayım, Sadiye Erol Aykaç benim de çok karşıma çıktı... Özellikle yorumlarınızı bekliyor olucam inşallah, tekrar verimli okumalar diliyorum sağlıkla ve neşenizle kalın🌸🥰
Rica ederim değerli hocam, ben de tavsiye üzerine aldım okuyunca paylaşacağım inşallah ☺️ size de verimli okumalar diliyorum tüm güzellikler sizinle olsun🌸☺️