Tarihi büyük ölçüde kişiler yapar. Birincisi, o bir örgütlenme dehasıydı. Kendini çok iyi kontrol etmesini biliyor, çok iyi gizlemesini biliyor, zamansız ileriye atılmıyor. Bu özellik 20. yüzyıl liderlerinin ekserisinde yoktur. İkincisi, fevkalâde bir zamanlama tekniği yanında, bilinecek şeyleri çok iyi biliyor, tecrübelerini çok iyi kullanabiliyordu. Bütün o subay takımının sınırsız tecrübesi ve dünya görgüsü vardı. Onların içinde bu eğitimi kullanmasını en iyi o biliyordu ve üzerinde durmamız gereken husus, Mustafa Kemal'in hiçbir zaman ve zeminin olumsuzluklarına teslim olmamış olmasıdır. Çok önemli bir özellik; İstiklal savaşı başladığı zaman, Birinci Dünya Savaşı'nın hatalarının da etkisiyle bir daha harbe girmeyelim diyenler vardır. Bence onların hepsini hain denemez, çünkü ileriyi görememişlerdir. Bir de "Şimdi şurada dur, fazla ileri gitme" diyenler oldu. Mesela Batı Anadolu'nun hiçbir şekilde kurtarılacağına inanmayan, bir sürü İstiklal savaşı kumandanı bile var. Eğer hedefi ileriye koyuyorsan o bir dehadır ve deha dahilere has bir inattır.
Türkiye'nin en mühim zenginliği Türklüktür. Bu, kasaba hamaseti değildir. Türklük tarihi içerisinde göçebe dönemlerden beri dayanmayı, teşkilatlanmayı ve şartlara göre değişimi bilen bir sistemdir. Bütün tarihin getirdiği ayrılıklara, kesintiye rağmen gerçekten Çin sınırından Tuna'ya kadar bir araya gelebilecek bir kültürel camia yaratmıştır, bir varlıktır. Bunların arasında zaman zaman soğukluk veya kopukluk olur ama bu ne Germen ne de Slav dünyasıdır. Türk dünyası bir şekilde her zaman için vardır dolayısıyla bizim stratejik önemimiz de, zenginliğimiz de Türklüğün kendisidir.