Hem bıçkın delikanlı gözüpekliği ve pervasızlığına, hem bir salon beyefendisi inceliğine ve nezaketine; hem görmüş geçirmişbir halk insanı bilgeliğine sahip, gerçekten de bambaşka bir adamdı.
Ahmet Arif kendi sevdasını, kendi kavgasını, kendi yaşamını, düşüncelerini, duygularını ifade ederken aynı zamanda Anadolu halkının da yaşamını, duygularını, düşüncelerini dile getirir. Öylesine bütünleşmiştir. Halkın sevincini, acısını, kaygusunu, derdini, dermanını "içerden" bilir. Bu nedenle de şiiriyle yaşamı, sevdasıyla hasreti, kavgasıyla direnişi, iç içe geçmiştir ve Anadolu insanıyla bütünleşmiştir.
Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekâr erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır. Böyle bir erkek yeni bir muhite ilk adımını atarken ne hissediyor, ne düşünüyor, kimse bilmez, ama bu gerçek civardaki ailelerin akılna öyle yerleşmiştir ki onu kızlarından birinin ya da diğerinin tapulu malı sayarlar.