Nerede o kendini törpüleyen insanlar?.. Velî dua ediyor, diyor ki: "- Allah'ım, istiğfarlarımdan dahi sana istiğfar ederim!"
Buyurun! Çünkü istiğfarda da samimiyet eksikliği var... "Ben bir daha yalan söylemiyeceğim, beni affet!" derken Allah'a en büyük yalanı söylüyoruz. Velî ise, böyle istiğfar ediyor. Görüyor musunuz dinimizin hazine tarafının hudutsuzluğunu?..
İşte nefs böyle bir şey...
Fakat biz söyledik ya peşinen biliriz ki, felsefe, birbirinin yanlışını çıkarmaya memur, sonu gelmez ve bir noktada durmaz serseri bir katar... Ve uçurum yolcusu...
Bu tarifi kabûl etmeyecek tek Avrupalı yoktur
Şimdi, akıl deyince oradan iş felsefeye dökülüyor. Felsefe aklın, kendi hükümdarlığını göstermek için kurduğu müessise... Ve doğruyu bulmanın değil de yanlışı düzeltmenin müessisesi... Felsefede her mektep, öbürünün yanlışını gösterirken doğruyu söyler.
Felsefeyi de şu şekilde izah ettikten sonra Garp tefekkü rüne geçip bilâhire tasavvufa döneceğiz. Felsefe, hakikati hiçbir çıkış noktası olmaksızın serbest arama yoludur. Kelime iştikakı (filos) ve (zofos)tan gelir. Yunanca... "Hikmet dostlu ğu" demek... Peşin hiçbir şeye inanmaz. Yahut peşin inanmak diye bir şey yoktur sisteminde... "Hakikatı bulacağım, ona memurum" der ve başsız, sonsuz, arar, bir odada saklanmış bir eşya gibi... Käinatta saklanmış şeyi, mücerredi aramanın müessisesi felsefe... Din ise odadaki gizli şeyi peşin bildirme- nin yolu... O malüm şey yerinde dururken ayrıca aramaya nasıl müsaade olunur? En güzel izah olabilir, bu... (Paskal) varmıştır, bu ince hakikate... O, vähid olan "şey"in mihrakı etrafında, ebedi meçhule doğru hudutsuz bir fikir cehdi.... Aklın vazifesi budur. Bunun ismi hikmettir, felsefe değildir. Felsefe bulmanın değil, boyuna aramanın yolu...
Birincisi, bu işe akıl ermez bir keyfiyet, "evliyalık" diye bakanların basit anlayışı... Bu anlayış bir "merveyyö fevkalådelik" tespitinden ileriye geçemez ve hiçbir tarif ve izaha yaklaşamaz. Avam görüşüh.. Giderler, türbe kapılarina ve mezar parmaklıklarına çaput bağlarlar... Evliya bildikleri şahısların da önünde diz çökerler ve başka bir şey bilmezler... Halbuki bu hareketlerin çoğu Şeriat ölçüsüyle yasaktır. Bağlandığı şahsın harikalar yaptığım kabül eden, fakat bu mevzuda hiçbir şey bilmeyen kaba bir teslimiyet...