Türkiye’nin askeri yapısı, mühimmat çeşitliliği, doktrini ve lojistik zinciri 1952’den beri NATO (özellikle ABD) standartlarına göre kodlanmıştır. Leviathan çöktüğünde ve NATO şemsiyesi yok olduğunda, Türkiye'nin önünde ne Çin'den ne de Rusya'dan gelecek hazır bir "hazır lojistik paket" veya "karşılıksız askeri yardım" olacaktır. Çünkü çok kutuplu yeni dünyada rasyonel aktörler kimseye bedava jandarmalık ya da hibe mühimmat vermez.
NATO çöktüğünde, Türkiye’nin elindeki F-16'lar, radar ağları, mühimmatların elektronik bileşenleri ve yedek parça zinciri büyük oranda felç olma riski taşır. Batı’nın askeri yardımlarının ve parça akışının kesildiği bir senaryoda; Türkiye son 20 yıldır tam da bu kâbus senaryosuna hazırlık olarak yerli savunma sanayisini (İHA/SİHA’lar, MilGem, Altay, Kaan vb.) büyütmeye çalışıyor. Ancak bu sistemlerin motor, yarı iletken (çip) ve bazı kritik sensörleri hala batı tedarik zincirine ya da küresel pazara bağlı. Batı lojistiği çöktüğünde, Türkiye bu projeleri tamamlamak için Çin’in endüstriyel parça ve çip arzına göbeğinden bağlanmak zorunda kalacaktır. Çin veya Rusya, Türkiye'ye hibe askeri yardım yapmaz; ancak parası karşılığında teknoloji transferi ve hammadde sağlar. Türkiye, NATO kalibreli (5.56 mm mermiden, NATO standartlı füzelerine kadar) yapısını, zaman içinde Çin’in ve Avrasya bloku sistemlerinin (Yuan bazlı askeri ticaretin) lojistik hatlarına entegre etmek zorunda kalır. Bu geçiş dönemi, ordunun operasyonel kabiliyetini geçici olarak ciddi oranda zayıflatır.
Savaş ve sürekli yüksek askeri teyakkuz, üretmeyen ve dış finansmana bağlı ekonomilerin en hızlı intihar yöntemidir. Batı finans sistemi ve NATO çöktüğünde, Türkiye’nin cari açığını fonlayan batı sermayesi (sıcak para) tamamen buharlaşacaktır. Hem döviz krizinin ortasında kalıp