(...) Karadeniz kıyılarından Akdeniz ortalarına kadar geniş bir sahaya yayılan eski Yunan siteleri arasında, Yunan medeniyetini asıl temsil hakkı, Sokrat’ı, Eflatun’u, Aristo’yu yetiştiren Atina’nındır. Bu hakkı Atina, korkunç Fars İstilâsı karşısında teslim olmayarak ve direnişe öncülük ederek elde etmiştir. Fakat çok daha öncesinden bu göreve hazırlandığını ve diğerleri arasında en parlak gelişmeyi gösterdiğini de bilmek gerekir. Nitekim, “demokrasi”, diğer hiçbir Yunan sitesinde değil, Atina’da doğmuştur. Hem de Yunan medeniyetinin en ileri devresine henüz birkaç yüzyıl varken başlayan bir gelişme seyri ile birlikte… Her şehir devletinin kendine mahsus bir idare ile idare edildiği, tiranlığın, oligarşinin, aristokrasinin birbirini takib ettiği bir zamanda, “en iyi yönetim nedir?” suâlinin doğması zor olmadığı gibi, “yönetim ilkeleri”ni mevzu alan “siyaset” ilminin doğması da kaçınılmaz olmuştur. Demokrasi, bu suâle verilen en iyi cevab olmasa bile, o gün verilmesi gereken cevablardan biridir ki, bu cevabı da Atina vermiştir.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Demokrasinin Doğuşu. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)