İki dakika içinde beni sonsuz mutlu ettiniz. Evet! Mutlu; belli mi olur, belki de siz beni kendimle barıştırdınız, kaygılarımı yok ettiniz. Demek ki böyle anlar beni de buluyor.
Ama şu da var: Yarın buraya gelmeden edemem. Ben hayalperestim; benim öylesine az gerçek yaşamım oluyor, bunun gibi, şimdiki gibi dakikaları öyle nadir sayıyorum ki, bu dakikalar hayallerde tekrar tekrar yaşamadan duramıyorum. Bütün gece, bütün hafta, bütün yıl sizi hayal edeceğim. Ben yarın muhakkak geleceğim buraya, tam buraya, bu yere, tam bu saatte ve bir önceki günü hatırlayarak mutlu olacağım. Artık bu yer benim için kutsal. Petersburg'da benim için böyle olan iki-üç yer var. Hatta bir keresinde, tıpkı sizin gibi anılar yüzünden ağladım... Kim bilir, belki, siz de bundan on dakika önce anılar yüzünden ağlıyordunuz… Ama beni affedin, yine kendimi kaybettim; siz, belki de, burada bir zamanlar özellikle mutlu olmuşsunuzdur..."
Gök öyle yıldızlıydı, öyle aydınlıktı ki, ona bakınca insan ister istemez kendi kendine soruyordu: Böyle bir göğün altında huysuz ve kaprisli insanlar yaşıyor olabilir mi gerçekten? Bu da genç bir soruydu, sevgili okur, çok genç, ama Tanrı böyle soruyu eksik etmesin yüreğinizden!..