…aklına hayaline gelmemiş bir yaşantının içine düşmüştü: akıl hastanesi, delilik, tımarhane, insanların deli olduklarını kabullenmekten çekinmedikleri, sırf başkalarına hoş görünmek için keyifli bir durumdan vazgeçmedikleri bir yer.
…
Durumu kısaca gözden geçirdi; hiç de ideal bir konumda değildi. Yapmak isteyebileceği her türlü deliliğe izin verilse bile ne yapacağını nerden başlayacağını bilemezdi.
Ömründe hiçbir delilik yapmamıştı.
…görevli yüksek bir memur olduğunu düşündü, ürperdi. Bu, razı olmaktı. Hayatın getirdiklerine razı olmak, onlarla oyalanmak, hatta bir tür tembellik. Uzun, yok edici bir tembellik. Bu insanlar neden muhafazakâr olmasınlar? Belki de sahiden mutluydular, küçük şehirleri aşacak hayalleri yoktu, vardıysa da çoktan unutmuşlardı.
Geleceğinin böyle bir şehre yazgılı olmasından korkuyordu. Geç kalmaktan, hayatın onu dar alanlara getirip bırakmasından, o büyük ve inanılmaz tembelliğe teslim etmesinden çok korkuyordu.
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.