Gözlerinin gözlerimde buğusu kaldı
Saçlarım saçlarınla harmanlandı
Kadınım bu gece bizde adandı
Dünyada hiç aşk kalmamış gibi
Evin avlusunda yaşlı bir incir
Göğsünde sütünün kokusu kalır
Kadınım güneşte suçun görünür
Sanki sabah her şeye tanıkmış gibi
Umut istemiyorum artık bu gece
Kapılarım kapalı ölüm gelirse
Benden bir gün geride bir şey kalırsa
Sana adak olsun yaşamım gibi
Gökyüzünde asılı kalmış bir yankı
Arıyor kendisini bırakan ağzı
Yeniden, yeniden sesini bulmak için
İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben
Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz
Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz
Anı bile yok, ses, koku bile
Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki
Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi...
Yalnızlıktı, yalnızlıktan öte bir şeydi
İçimde bir tortuydu taşa dönüşen
Dünyayla benim aramda kaldı
Adı bile konulmadı geçip giderken
Ölümdü, yedi dağın ardından sesi gelirdi
Ama yaşarken var olabilirdi ancak
Yokluğu anlaşılmayacak kadar benimdi
Bir şiir ki, hep kendini yazacak
Aşktı -sanırım öyleydi- çünkü karanlığın
Surlarını taşlarken gördüm onu
Bütün varlıklara yöneltilmiş bir soruydu
Kurtarılmış bir bölgeydi elinden umutsuzluğun
Yaşamdı, sürüp giden yaslı ve uzun..
Ölüm günleridir şimdi
Ölüme doğar çocuklar
Ey soruların gelini, soruların gelini
Nereye yürüsek duvar
Nereye baksak çöl
Anlatsam sana bir şeyleri
Ağlar hep ağlar bir mor
Bulamayarak bir türlü çiçeğini
Sevda epeydir sevgiyi söylemektir sanılıyor
Santranç tahtalarının üstünde sevişiliyor
Güldürerek geometriyi
Sevgilim, sevgilim
Sözünü kanla kestim...