Kâinatın Efendisi buyurdular: "İmanınızı yenileyin ve "Lailâhe illellah" sözünü çok edin. Zira o söz hiçbir günah bı-rakmaz. Hiçbir amel de ona benzemez. Allah'a kavuşuncaya dek ona hiçbir perde yoktur" buyurmuş, böylece bu tevhid kelimesinin her sevaptan üstün, her amelden makbul ve Mevlẩ'nın en sağlam kalesi olduğunu duyurmuştur.
Alıntı
Bu olsa gerek hayale dalmak. Eyvallah Artun Hocam...
Feridun tam bir İstanbul efendisidir. Dükkanına gelen herkes kendini konakta sanır. Sağdan soldan kulaktan dolma, "Nerdee eski Beyoğlu, kimseler kalmadı" edebiyatına lütfen son verin. Toplumsal ilişkileri ve geleneksel ürünleriyle eski Beyoğlu hala ayakta. Keşfetmek size kalmış. Akide şekeri mi istediniz? Buyurun, tarçınlı, naneli, susamlı, bergamotlu, limonlu, portakallı ve güllü. Dilerseniz peynir şekerinden versinler ... "Lahok" diye bir şey duydunuz mu? "Çevirme" ya da "beyaz tatlı" da denir. Bir zamanlar, kavanoz içinde hindistancevizlisi satılırdı, İzmir Çeşme'de de sakızlısı. Feridun Bey biraderimizde ise vanilyalısı ya da bergamotlusu var. Peki, zemin üzerinde Kırk Haramiler'in yağ bal küpü misali, mağrur bakan kalaylı bakır kaplar da ne öyle? Özel imalatımız reçeller. Feridun, kepçeyi daldırırken, hafif de kasılır hani, çilek, kiraz, gül, incir, mevsimiyse portakal, ayva ya da vişne, hatta frambuaz reçelleri kepçeden aşağı renk renk akar. Dahası, eğer Feridun'un otuz yıllık kalfası Muharrem Demir'in yaptığı minicik yabani elma reçelini tatmadıysanız bugüne dek, hayıflanın.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ey bacım! sen öncelikle itikadın, imanın ve üzerinde bulunduğun akide esaslarından; sonra da bu inancın senden istediği giyim tarzı olan hicabından izzet duy! Bununla kendini onurlu hisset! Başını dimdik tut ve asla bundan dolayı gocunup, sıkılma! Eziklik hissetme! Sen tesettürün ve iffetinle anlamlısın. Sen hicabınla şereflisin. Senin karşında; vücudunu açmak suretiyle insanlara mahrem yerlerini teşhir eden veya bedenini Allah'ın emrettiği şekilde örtmeyerek âdeta onu alıma sunan kadınlar asla izzetli değildirler. Bir bakıma onlar şereflerini yitirmiş, onurlarını kaybetmiş, haysiyetlerini paralamış düşük, rezil, âdi insanlardır. Böylesi düşük insanlar karşısında niçin eziklik hissediyorsun ki? Onlar, tesettüre girmeyerek Rablerine isyan ettikleri için utanıp, eziklik hissetsinler. Sen ise başını kaldır ve Rabbinin sana layık gördüğü giyim tarzından razı olarak, gönül hoşnutluğu ile dik dur! Ve asla bundan utanma! Utanacak ve sıkılacak birileri varsa, hiç kuşkun olmasın ki onlar, bedenlerini hain gözlerin arsız bakışlarına sunarak Rablerine isyan eden bu rezil kadınlardır."
Tevhid Basım Yayın
Alıntı
"Ey bacım! sen öncelikle itikadın, imanın ve üzerinde bulunduğun akide esaslarından; sonra da bu inancın senden istediği giyim tarzı olan hicabından izzet duy! Bununla kendini onurlu hisset! Başını dimdik tut ve asla bundan dolayı gocunup, sıkılma! Eziklik hissetme! Sen tesettürün ve iffetinle anlamlısın. Sen hicabınla şereflisin. Senin karşında; vücudunu açmak suretiyle insanlara mahrem yerlerini teşhir eden veya bedenini Allah'ın emrettiği şekilde örtmeyerek âdeta onu alıma sunan kadınlar asla izzetli değildirler. Bir bakıma onlar şereflerini yitirmiş, onurlarını kaybetmiş, haysiyetlerini paralamış düşük, rezil, âdi insanlardır. Böylesi düşük insanlar karşısında niçin eziklik hissediyorsun ki? Onlar, tesettüre girmeyerek Rablerine isyan ettikleri için utanıp, eziklik hissetsinler. Sen ise başını kaldır ve Rabbinin sana layık gördüğü giyim tarzından razı olarak, gönül hoşnutluğu ile dik dur! Ve asla bundan utanma! Utanacak ve sıkılacak birileri varsa, hiç kuşkun olmasın ki onlar, bedenlerini hain gözlerin arsız bakışlarına sunarak Rablerine isyan eden bu rezil kadınlardır."
Tevhid Basım Yayın
Alıntı
.......... ETMEZ
Hizmet idenler Bâb-ı âlide Huzûr-ı sultanda kabahat itmez Belki olur deyü bir hazz-ı keşide Arzuhâl sunmağa cesâret itmez Cem' olmuş bir yere erbâb-ı dîvân Bir iki mübtelâ itdiler kurbân Gazab tahtındadır ol Şâh-ı hûbân Zümre-i uşşâka adâlet itmez Gülin ünsiyeti nâçâr olur hâr ile Bülbül de ma'şûkını bekler zâr ile Gönül ister sarılmasın yâr ile Bir iki bûseye kanaat itmez Derdliler sabaha dek olur uyanık Tabîb ararken zahmına hâzık Mansûr gibi dâra çekilse aşık Yârin ağyâra şikâyet itmez Neylesün uyanıp bad-ı kesretde Gelüp pervâneler dönmez hizmetde Kûșe-i vahdetde şeb-i zulmetde Şem'î ziyâsıyla șecât itmez
Sayfa 70·Kitabı okudu
Şia Aşırılıkçı ve Ilımlıları Arasındaki Ayrışma
Aşırılıkçılarla ılımlılar arasındaki kesin ayrışma, Hz. Ali'den sonraki altıncı imam Cafer es-Sâdık'ın 765 yılında ölümünün ertesinde vuku bulmuştur. Cafer'in en büyük oğlu İsmail'di. Kesin olarak bilinmeyen sebeplerle ve muhtemelen aşırılıkçı unsurlarla olan ilişkisi yüzünden İsmail, Cafer'in mirasından reddolunmuş ve Şia, yedinci imam olarak bir küçük kardeşi Musa Kâzım'ı tanımıştır. İmamlık, on ikinci imama dek Musa'nın soyundan gelenlerin elinde kalmıştır. Şia'nın çoğunluğu, 873 yılı dolaylarında ortadan kaybolmuş olan on ikinci imamın "beklenen imam", Mehdî olduğuna bugün dahi inanmaktadır. İsnâ Aşeriyye veya On İki İmam Şiası olarak da bilinen, On İki İmamların müritleri, tarikatın nispeten daha ılımlı olan kolunu temsil ederler. Sünnî İslâm'ıyla aralarındaki temel farklılıklar, akide bağlamında belli birkaç noktayla sınırlıdır ki yakın geçmişte bu farklılıklar da ehemmiyetlerini yitirmişlerdir. On İki İmam Şiîliği, 16. yüzyıldan bu yana İran'ın resmî mezhebi konumundadır.
Sayfa 54 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu