Divan edebiyatının iliklerine kadar hissettiren bir zekâ!
Puan vermedi
İlk bakışta şarap-sevgili-seviglinin özellikleri ile okuyanları hayrete sevk edebilir.Şarap, kadın, meyhane düşkünü bir padişah çağ açabilecek ayıklıkta değilse bu devlet adamı Bizans’ın tahtına oturup nasıl kıtaları birleştirdi diye düşünmelisiniz.Derin bir ufukla okumayanlar için bel altı kalabilecek bir eser gibi görünür lakin şerhi ile okunduğu takdirde şunları okuyacaksınız ; -Sevgili :Allah’u Teala -Sevgilin Zülfü :Dünya perdesi -Sevgilinin Kirpiği :Allah’ın manevi bakışı -Sev.Dudağı :Vahdet (Yani zikir) -Yanak: Allah’ın yarattığı güzelliklerin göründüğü yer -Şarap: İlahi aşk -Rakip :nefis -nefsani düşüncenin oyaladığı -Şarap içmek: zikr’etmek/ vecde gelmek -Meyhaneci :Zikr verme ile yetkili büyük derviş -Meyhane /kilise : tekke 84 şiirden oluşan Fatih Sultan Mehemmed Han’ın kendisine Avni diye tanıtarak şairlik yeteneğini konuşturduğu edebi eserdir. Kendinden önceki devrilerde yaşayan Divan edebiyatı şairlerinin eserlerine atıf yaparak, başka ülkelerin mitolojik efsanelerine atıf yaparak, kendini zaten İskender ile eşdeğer tutan Fatih’in İskender’e atıf yaptığı ve her şiirinde farklı metin ve anlatımlar ile aslında dünya sevgisi, taht , taç, savaş gibi dertlerinin olmadığı , yalnızca Allah’ın sevgisini istediğini , tarih bilgisini ve efsaneleri okuduğunu, önceki dönemlerin divan şairlerini derinlemesine analiz ettiğini ve belagat yeteneğini kanıtlayarak farklı beyitlerle idrakini ifade etmiştir. Beyitlerde yaptığı atıfları araştırarak anlamak ilk divan okuyucuları (ben gibi ) zor olacağı için Muhammed bey gayet güzelce açıklamıştır.Kitapla ilgili tek eksik yukarıda saydığım maddeleri kitabın ilk sayfalarına açıklama olarak yerleştirselerdi daha bilinçli okunabilirdi. Bunun dışında beyitlerden bazıları türünün ilki olduğundan ve şairlik yeteneğini sadece
Şiir
Fatih Divanı ve ŞerhiMuhammed Nur Doğan · Yelkenli Kitabevi · 200968 okunma
BİLİNEN AMA SÖYLENMEYEN YAZILMAYAN GERÇEKLERLE İLGİLİ İNCELEME
9/10
·276 syf.··
Beğendi
·
2022 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2022 15:58
Hıfzı Topuz... Cumhuriyet Gazetesinde uzun yıllar köşe yazılarını okuduğum sıradan bir yazar. Hani severek mi okurdum denecek olursa, ben Cumhuriyet gazetesinin hiçbir yazarını severek okumazdım. Zira, onlar da aynı Tercüman, Akit, Aydınlık, AHABER gibi gerçekleri açığa çıkarmaktan ziyade, bazı hakikatlerin üzerini örtmek üzere yazılar yazarlardı. Çok ve büyük laflar ederlerdi ama aslında bunlar boş lakırdılar, laf kalabalığı türünden şeyler olurdu. Topuz Öldükten uzun yıllar sonra onun yazdığı Meyyale ve Eski Dostlar kitaplarından tanıdım onun gerçek yüzünü. Evet, Hıfzı Topuz büyük, önemli bir araştırmacı yazar ve insandı. Lakin Kemalist faşist ve bağnaz bir gazete olan Cumhuriyet ona belirli şartlarda yazma izni veriyor, o da ancak o kadarını yazabiliyordu. Topuz Eski Dostlar'da hayatı boyunca gördğü ama yazmasına izin verilmeyen pek çok konuya bu kitabında kısmen açıklık getiriyor. Bunlardan iki tanesini aşağıda alıntılıyorum. Bize bu gün açıklıktan, özgürlükten, demokrasiden dem vuran Kemalistler, Atatürkçüler ve CHP'nin iktidar olduğu dönemde ne kadar karanlık, kanlı, ahlaksız ve kirli işlere bulaştığının delilidir aslında bunlar. Bakmayın CHP'nin öyle mecliste esip gürlediğine. CHP 75 Yıldır tüm NATO'cu dinci faşist iktidarların işbirlikçisi ve ortağıdır. CHP, İnönü ve Atatürkçüler elbette Menderes'le ilgili tüm karanlık ve kirli olayların hepsinden haberdardı ama Menderes'ten korktuklarından değil, onun arkasındaki güçlerden çekindileri, işbirliği içinde oldukları için onun her türlü yasadışı, hukuksuz ve ahlaksız işlerini görmezden geldiler. Ve bu gün de aynı yoldadırlar maalesef. Okuyarak Kalın. Kitaptan Alıntılar. SABAHATTİN ALİ'NİN KATİLİ! Bir yazar, gazeteci. Kim bu gazeteci? Bu CHP kalemşoru Halk Partisi döneminde devletin üst düzeyinde görev almış,
Eski DostlarHıfzı Topuz · Remzi Kitabevi · 200871 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·360 syf.··
2026 1. kitabı
#OkudumBitti #MasonLocasındaAşkveKılıç #OsmanBalcıgil #360Sayfa Sevgili Osman Balcıgil hocamızın bir kitabını daha bitirmiş olmanın hazzı içerisindeyim Azem 1800 lü yıllarda İran’da baş gösteren olaylardan kaçarak Türkiye’ye sığınmış mason locası üyesi Vala Afgani’nin torunu afgani ailesinin son erkek üyesidir. Annesi Şirin hanımın girişimleri ile arkadaşı Sedat ile birlikte dedesinin de üyesi olduğu kardeşliğe katılır. Azem ve Sedat kısa sürede sevilen iki üye haline gelir ve bir müddet sonra büyük dedesi Cemaleddin Afgani’ye ait olan ve dedesi Vala bey tarafından kardeşliğe emanet edilen aile yadigarı kılıcı görmek isterler. Büyük üstad kılıcın zamanında ait olduğu kişilere yani İran’daki kardeşlere teslim edilmesi vasiyetiyle teslim alındığını anlatır. Azem ve Sedat’ın kardeşliğe kabul edilmesinden sonra senelerdir Afgani ailesinin belası olan Peykan Efgani birden peyda olur ve kendisinin de Cemaleddin Afgani silesi köklerinden geldiğini haliyle de varisi olduğu kılıcı istediğin söyler. Kılıcın Şah cihan için yapıldığını ve şah cihan tarafından Cemaleddin Afgani ailesine hediye edildiği öğrenilince kalıcın anlamı daha da artar. Zira Şah cihana ait bir hançerin İngilterede rekor bir fiyatla müzayede satılmış olması ağızların suyunu akıt aktadır. Çok geçmeden senelerdir bir birlerine düşman gibi görüne Şirin Afgani ve Peykan Efgani kılıcı ele geçirip satabilmek için işbirliği yaparak kılıcı kardeşlikten isterler. Zira kılıcın müzayede açılış fiyatı 20.000.000 sterlin göreceği tahmini satışın ise 100.000.000 sterlin olduğu öngörülmektedir. Ancak hesaba katmadıkları bir şey vardır o da kardeşliğin kılıcı vermeye hiç niyetinin olmaması. Hocamızın diğer kitaplarından farklı bir eserini okudum. Kitaba başlarken masonlukla ilgili derin bilgiler minvalinde bir
Mason Locasında Aşk ve KılıçOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 2020351 okunma
Niktofili ve Fiktofili arasında sallanan şiirler
Puan vermedi·154 syf.··
2025 9. kitabı
İnsan ruhunun karanlıkla ve hayalle kurduğu iki özel eğilim vardır: niktofili ve fiktofili. Niktofili, gecede huzur bulma hâlidir; karanlığın sessizliği, kişiyi kendi hakikatine yaklaştırır. Fiktofili ise gerçek olmayan bir figüre, bir hayale ya da zihinsel bir surete duyulan çekimdir; insanın kendi içindeki boşlukları hayalin ışığıyla doldurma isteğidir. Alattin Bilgiç’in "Aynımsın" kitabı, tam da bu iki eğilimin birleştiği bir duygusal iklime sahiptir. Şair, gecenin karanlığını içsel bir sığınak hâline getirirken; hayal edilenle gerçek olan arasındaki çizgiyi bilinçli biçimde bulanıklaştırır. Kitap ilk bakışta bir aşk kitabıdır; fakat bu aşk tek yönlü değildir. İçinde umut, sızı, doğum, ölüm, yara ve şifa aynı anda yer alır. Bilgiç’in dili hem kırılgan hem de dirençlidir; okuyucuyu duygusal bir girdaba sürüklerken aynı zamanda ona kendini bulacağı bir iç koridor açar. Türkçe şiirlerin yanında Kurmancî, Soranî ve Kırmançki lehçelerine yapılan çeviriler, eserin duygusal çok katmanlılığını artırır ve kitabı kültürel bir geçiş alanına dönüştürür. Şairin seçtiği mısralar, kitabın atmosferini net biçimde hisseder kılar. “Gam duymak Tanrı’nın elinde, bizimkisi mahşer-i efkâr.” Bu dize, kader karşısındaki çaresizliği ve aynı zamanda insanın kendi içine dönerek büyüttüğü hüzün ağırlığını gösterir. Bunun yanında “Bizimkisi böyle taziyesiz yas” ifadeleri, acının bile sahipsiz kaldığı bir duygusal çoraklığı anlatır. Bilgiç’in aşkı ele alırken kullandığı en güçlü imgelerden biri mahpusluk metaforudur. “Yüreğine mahpus olmak istiyorum, cezamı damında çekmek kalbinin. bir müebbet mahkûmu olmak, tek çilem, hücrene sığmamak.” Bu dizelerde aşk bir özgürlük değil, gönüllü bir teslimiyet alanına dönüşür. Şair burada esareti karanlık bir kapanış değil, sevdayı büyüten bir sadakat
1000Kitap
AynımsınAlattin Bilgiç · Red Yayınları · 20246 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2025 1014. kitabı
Mazlumlarla Sohbet: Hüsnü Aktaş'ın Karanlığa Mum Yakma Çağrısı Hüsnü Aktaş, Türk-İslam entelektüel geleneğinin dirençli figürlerinden biri olarak, hem gazetecilik hem de yazarlık kariyerinde sürekli bir tebliğ ve ihya mücadelesi vermiştir. 1950 Burdur doğumlu olan Aktaş, ilahiyat eğitimi yanında Alman Dili ve Edebiyatı gibi seküler disiplinlerde de öğrenim görmüş, Diyanet İşleri'nde memurluktan vakıf yönetimine uzanan bir kamu görevlisi olarak çalışmıştır. Ancak asıl izini, "Yeni Ölçü" dergisinden "Milli Gazete"ye, oradan "Vahdet" ve "Akit"e uzanan köşe yazarlığıyla bırakmıştır; müstear isimler altında (örneğin Yusuf Kerimoğlu) kaleme aldığı yazılar, dönemin baskı rejimlerine karşı bir kalkan işlevi görmüştür. 1984'te Medrese-i Yusufiye'de geçirdiği hapis ve 1997'de Aczimendiler davasından tutuklanması, onun eserlerini yalnızca teorik metinler olmaktan çıkarıp, yaşanmış bir direnişin belgelerine dönüştürmüştür. Bu bağlamda, Mazlumlarla Sohbet (Misak Yayınları, 2000; 208 sayfa), Aktaş'ın 1990'lar sonundaki yayıncılık serüveninin bir parçası olarak, mazlumiyetin felsefesini sohbet havasında işleyen, ama kökünde radikal bir eylem çağrısı barındıran bir manifestodur.Eser, İslam cemaatinin ihyasını merkeze alarak, müminleri "Ne yapmalı?" sorusunun eşiğinde durdurur. Aktaş, küfür ahkamını icra eden güçlere karşı sonuna kadar mücadele etmeyi farz kılan bir teolojik çerçeve çizerken, zihinleri ideolojik istilalardan arındırmayı ve İslam'ın temel hedeflerini yeniden tebliğ etmeyi vurgular. Hikâye, mazlumların sohbet meclislerinde şekillenir: Karanlık bir çağda şikâyet etmek yerine, bir mum yakma gayretini simgeleyen bu diyaloglar, bireysel amellerin toplu bir vücut haline gelmesini teşvik eder. Allah'ın zerre miktar hayır ve şerrin karşılığını vereceği vaadi, metni umut dolu
1000Kitap
Mazlumlarla SohbetHüsnü Aktaş · Misak Yayınları · 199710 okunma
Zincirlerini Kır, Ruhunu Akıt; Her Nefes Bir Sanat
10/10
·197 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
Hayatta bazen hiçbir şey yapmak istemediğim anlar olur. Her şey sıradanlaşır, renkler solar, sesler bile anlamını yitirir. İşte tam da o zamanlarda Osho’nun Yaratıcılık kitabını okumak, sanki içimde unuttuğum bir kapıyı aralamak gibi oldu. O kapının ardında çocukluğumun o saf, korkusuz, sınırsız hâli vardı. Ellerimle çamurdan bir şeyler yaparken hissettiğim o heyecan, ilk kez bir kalemi deftere dokundurduğumda içimde kıvılcımlanan o özgürlük hissi… Osho bana hatırlattı ki, yaratıcılık bir yetenek değil, bir varoluş biçimi. Kitabı okurken fark ettim, ne çok zincir takmışız kendimize. “Bunu yapamam”, “buna vaktim yok”, “bu bana göre değil” gibi cümlelerle ruhumuzu hapsetmişiz. Osho, her kelimesiyle o zincirleri gevşetiyor. Çünkü o diyor ki: “Yaratıcılık, sonuçla değil, süreçle ilgilidir.” Bir resim çizersin, belki kimse anlamaz; ama o an sen yaşarsın, nefes alırsın, var olursun. Ben bunu ilk kez gerçekten hissettim. Artık yaratmak, bir şey üretmek değil benim için, yaşamanın kendisi. Kitap boyunca Osho, yaşamın kendisini bir sanat olarak anlatıyor. Ve bu bana çok dokundu. Çünkü bazen hayatımı planlarla, görevlerle, yapılacaklar listeleriyle tıka basa dolduruyorum. Sonra fark ediyorum ki, spontane olan hiçbir şey kalmamış. Ne bir deli kahkaha, ne bir rastgele çizilmiş karalama, ne de bir sabah kahvesinde dalıp gitmek... Osho tam burada kulağıma fısıldıyor: “Kontrol etme, bırak aksın.” Ve ben bir gün bunu denedim. Bir sabah hiçbir plan yapmadan dışarı çıktım, adımlarımın nereye götüreceğini bilmeden. O an hissettim, yaşamın kendisi bile yaratıcıymış aslında. Osho’nun üslubu çok farklı. Öğretmiyor, hatırlatıyor. Sanki uzun zamandır unuttuğun bir melodiyi kulağına çalıyor. Bazen onun kelimelerinde kendimi buldum, bazen kayboldum. Ama her defasında içimde bir şey hareket
Duygu ve Düşünce
YaratıcılıkOsho · Mia (Owo) Basım Yayın · 2013497 okunma