Ben bir köpeğim. Ben bir köpeğim!..
10/10
·132 syf.··
2026 84. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 23:29
Geçenlerde sahilde bir sahne gördüm. Küçük bir kız çocuğu koşturup bağırıyordu: "Ben bir köpeğim! Ben bir köpeğim!" gülümsedim önce. Sonra donup kaldım. Çünkü o an aklıma Bulgakov'un köpeği Şarik'i düştü. Ve şunu düşündüm: Keşke ben de bir köpek olsam. "Bana Et Ver, Bana Şefkat Ver — Geri Kalanını Senin Ahlakına Bırakıyorum" Bulgakov'un Köpek Kalbi'nde Şarik, Moskova sokaklarında açlıktan kıvranırken bile gözlemler, düşünür, hisseder. Bir aşçının ona kaynar su dökmesini anlatırken şöyle der yazar: "İnsanlar arasında da iyi olanlar var. İşte o aşçı kadın — kalp hastalığından hasta, ama yine de acıdı." Şarik insanları sınıflandırmaz ideolojiye göre. Ona bakan ellere bakar. Isınan mı, merhemetli mi? O kadar. Oysa Profesör Preobrazhensky — zeki, kültürlü, medeni — bir bilimsel hırs uğruna o masum köpeği masaya yatırır. Sharikov'u yaratır. Ve yarattığı canavarın sorumluluğunu almak yerine çözümü yine cerrahi müdahalede arar. Bilim burada alete dönüşür. Vicdan değil, araç. İşte o zaman Şarik'in gözleri aklıma gelir. Şarik hiç pazarlık yapmamıştır. Şarik hiç koşul öne sürmemiştir. Şarik sadece bakmıştır — ve o bakışta dünyayı görmüştür. İnsanoğlu Bazen Hayvandan Daha Aşağıya Düşer Bulgakov bunu söylemez doğrudan. Ama sayfaların arasına gömer, okuyucu hisseder: Sharikov — yani insana dönüştürülen köpek — zamanla ihbar eder, yalan söyler, şikâyet dilekçesi yazar. Peki bunları kimden öğrenmiştir? İnsanlardan.
Edebiyat
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
9/10
·135 syf.·
2026 71. kitabı
Şükrü Erbaş'ı okuyunca mest oluyorum. Sevdiğim şairlerden. Aşkı o kadar iyi anlatıyor ki.. Anılar söz dinlemiyor, anılar Korkunun kol gezdiği O yalnızlık saatlerinde; Sıralı kirpik gibi diziliyorlar Gözlerimin çevresinde. Artık iyice tükenen Bir ölü umuttan mıdır Gittikçe yoğunlaşan bu yaşlı Bu yılgın yalnızlıktan mı? Gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin Saçların, avuçlarıma Alırım, tel tel sarınır Isınır avunurum...
Edebiyat
Aykırı YaşamakŞükrü Erbaş · Öteki Yayınevi · 19931,496 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·413 syf.·
2025 16. kitabı
youtu.be/AL2Nlt1Yezo?si=... Bugün sizlere sadece bir devrin, bir dönemin, bir kuşağın değil benim de içinde bulunduğum X Kuşağının ve hatta Alfa Kuşağının dahi melodisine aşina olduğu, Yeşilçam’ın en kült filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminin esinlendiği, Kırmızı Eşarp romanının yazarı Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel adlı o eşsiz eseri, dilimin döndüğü, yüreğimin ve dimağımın yettiğince anlatmaya çalışacağım. Eserimiz adından da anlaşılacağı üzere tek bir günden bahsetmektedir. Öyle bir gündür ki bu asra bedeldir. Tek bir günü, ana karakter olan Yedigey’in dilinden anlatır Aytmatov. Sık sık geçmişe dönütler olan bu eserde bazen geçmişi mi yoksa şimdiki zamanı mı okuduğumu karıştırmadım değil fakat eseri bitirdiğimde dimağımda buruk bir lezzet kaldı. Kitabı okumadan önce kitabın özetine bir bakıp beni nelerin beklediği hakkında fikir sahibi olmak istedim fakat hiçbir yerde kitabın detaylı bir özetini bulamadım. Kitabı okurken fark ettim ki kitapta geriye dönüşlerin sık sık yapılması, tıpkı benim gibi diğer okurları da zorlamış ve kimse eseri kronolojik bir sıralama ile özet halinde sunamamış. Ben bunu kısmen de olsa yaparak bir ilki başarmayı deneyeceğim. Bir yandan da kitap hakkında spoiler vermek istemiyorum ki böyle eşsiz bir eserden kimse mahrum kalmasın. Her ne kadar yazarımız Kırgız olsa da hikayemiz Kazakistan’da geçer çünkü Aytmatov’a göre bütün Türk yurtları birdir. Sıkıntıları, dertleri, özlemleri, hevesleri, istekleri hep bir bütündür. Tren yolu kenarında aç bir tilkinin yemek araması ile başlar hikayemiz. O kadar güzel betimlemiş ki yazarımız bu kısmı o tilkinin açlığını resmen ben de yaşadım. Bu betimle sonrasında asıl olaylar başlar. Başkarakterimiz olan Yedigey, Boranlı Tren İstasyonu’nda çalışmaktadır.
Alıntı
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202656,1bin okunma
9/10
·680 syf.··
2026 17. kitabı
·
239 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 09:32
Okuduğum kitapları benim seçtiğime değil, onların beni kendi zamanları geldiğinde seçtiğine inanırım. Önce o beni okur, hayatıma bakar ve uygun görürse gözüme ilişir, bir şekilde aklıma düşer ve sonra ben de onu okumaya başlarım. Kendimi, o an ihtiyacım olan şeyleri o kitapta bulurum. O yüzden, bir kitaba başlamanın “bana doğru” bir zamanı ve kitabı bitirmenin de “bana doğru” bir süresi olduğuna inanırım. Bir günde, bir yılda veya iki yılda da bitebilir, önemli değil. Okuyamıyorsam, henüz vakti değildir. Huzursuzluğun Kitabı da hayatımdaki huzursuzlukları okuyarak, tam o huzursuzluk anlarında hayatıma dahil olmuş kitaplardan biridir. Ne zaman başladığımı hatırlayamayacak kadar uzun sürede ama “keyifle” okudum. Ne zaman aklıma düşüp bir kısmını okusam, tam olarak okumaya başladığım cümlede o sıralar ya da geçmişte yaşadığım ve düşündüğüm şeylerin benzerini gördüğüm, tarif edilemeyecek, zaman zaman “Ya nasıl bu kadar denk gelebilir? Hislerimi nasıl bu kadar yansıtabilir?” düşüncesiyle kendi günlüğümü okurmuşçasına devam ettiğim, zaman zaman anlamlandıramadığım, sıkıldığım ama yine de yarım bırakamadığım bir kitaptı. Yazarı bazı noktalarda bu kadar anlayabiliyor olmak arada sırada beni korkutmuş olsa da yorulduğum, ruhumun yaşamaktan huzursuzluk duyduğu anlarda elimin bu kitaba gitmesiyle, iç dünyama dair kırıntılar bulmak, hayatımdaki insanlar tarafından görülmezken en azından bir zamanlar bu dünyadan gelip geçmiş başka bir kişinin de aynı hisleri yaşadığını bilmek bir noktada rahatlatıcıydı. Çünkü artık o huzursuzluğun bir ortağı vardı, benim gibi hisseden bir kişi tarafından kağıda dökülmüş ve anlam kazanmıştı. Beş altı yıldır sürekli içimde dönen düşünceleri, beni hayattan koparma noktasına getiren huzursuzluğu, içimde verdiğim savaşı dışarıdan bir gözle göstermiş ve
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 201714,6bin okunma
10/10
·205 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 02:36
"ÖĞRENCİ TÖRLESS'İN BUNALIMLARI" "Nasıl şeylerdi beni tedirgin eden nesneler? Nerede en gösterişsizleri varsa onlar. Çokluk dirimsellikten uzak nesneler. Bunlardaki beni tedirgin eden özellik nedir? Bilmediğim bir şey. Zaten işin can alıcı noktası da burada. Bu bir şeyi nasıl ele geçirebilirim? Varlığını hissediyorum. Üzerimde etkisini gösteriyor; benimle konuşmak istiyor âdeta." Edebiyatın, insan ruhunun derinliklerine indikçe okuru sarsan bir gücü vardır. Robert Musil’in henüz 25 yaşında kaleme aldığı Öğrenci Törless’in Bunalımları,bu türden bir eser: Edebî açıdan doyurucu olduğu kadar, psikolojik tespitlerle felsefi çıkarımları harmanlayan bir yapıt. Üstelik Musil, bu romanını kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazmış. Belki de bu yüzden bu kadar gerçek, bu kadar çarpıcı. Törless’in bunalımları, yalnızlıkları, ergenliğin getirdiği sapkınlıklar ve akran zorbalığı… Bunlar kitabın görünür yüzü. Ancak asıl çarpıcı olan, Musil’in 20. yüzyıl Avrupa’sında gittikçe yükselen faşizmi öylesine örtülü, öylesine başarılı bir şekilde anlatmış olması. Hiçbir yerde doğrudan “faşizm” kelimesi geçmez ama okulun koridorlarında, zorbaların vicdansız kesinliğinde, sürü psikolojisinde bütün o karanlık ideolojinin tohumları serpilmiş gibidir. Roman, kırk yaşlarındaki Saray Nazırı’nın eşi Bayan Törless’in, biricik oğlunu yabancılar arasında bırakma zorluğuyla açılır. Ailesine sıkı sıkıya bağlı olan genç Törless, seçkin ailelerin çocuklarının gittiği bir yatılı okulda duygusal ve düşünsel bocalamalar içindedir. Ev özlemi, aileden kopuşun yarattığı boşluk, tekbaşınalık… Tüm bunlar Törless’in iç dünyasında derin izler bırakır. Günlerden bir gün, ülkenin en nüfuzlu, en eski ve en tutucu soylu ailelerinden birinin oğlu Prens H., Törless’in bulunduğu okula gelir. İşte asıl hikâye bundan sonra
Edebiyat
Öğrenci Törless'in BunalımlarıRobert Musil · Cem Yayınevi · 2022559 okunma
10/10
·504 syf.··
2026 30. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 22:39
Ölüm Habercisi serisinin ikinci kitabında ben bittim arkadaşlar. Kitabın kapattıktan sonra uzun bir süre kendime gelemedim Valentino ve Orion ikilisi uzun bir süre zihnimden silinmeyecek. Her aklıma geldiklerinde burnumun direği sızlıyor resmen Mateo ve Rufus ikilisinin çocukluğunu ve aileleri ile olan ilişkilerini bir kaç kısa bölümde okumak çok güzeldi Bu kitabın sevdiğim bir kısmı ise bir kaç farklı açıdan hikayeyi okumak ve tek kitapta birden fazla hayata ortak olmaktı. Serinin bu kitabında geçmişe gidiyoruz. Ölüm Habercisinin ilk doğduğu günde geçiyor hikayemiz. Joaquin Rosa hükümetin desteği ile kurduğu Ölüm Habercisi şirketinin insanlara tanıtılması için dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenlemektedir. Valentino, Arizonada ailesi ve ikiz kardeşi Scarlett ile yaşamaktadır. Modellik yapmak ve ailesinden uzaklaşıp kendine yeni bir hayat kurmak için NewYork’a taşınır. Orion, 11 Eylül saldırılarında ailesini kaybettikten sonra yakın arkadaşı Dalma ve onun ailesi ile NewYork’ta yaşamaktadır. Kronik kalp rahatsızlığı sebebi ile sürekli tetiktedir ve kalp nakli için sıra beklemektedir. Ve bu ikilinin yolları Ölüm Habercisinin NewYork’ta düzenlediği etkinlikte kesişir. Orion, Dalma’nın yüreklendirmesi ile tanışmak üzere Valentinon’nun yanına gider ve unutulmaz hikaye başlar… Saat gece yarısını gösterdiği an Valentino Ölüm Habercisinden telefon alır. Yeni bir oluşum olduğu için bir çok insan Ölüm Habercisine inanmıyordur. Saat gece yarısını vurduğunda ve ölüm haberleri bildirilmeye başladığı sırada Times meydanında silahlı saldırılar başlar. Bu saldırıdan kurtulan Valentino ve Orion ikilisi tüm günü birlikte geçirmek için yollara düşer. Orion ilk ve son gününde Valentino’ya NewYork’un gözde mekanlarını gezdirmeyi kendine görev edinir. Saatler ilerledikçe ve
Sonunda Ölecek İlk KişiAdam Silvera · Pegasus Yayınları · 2023151 okunma