Köy enstitüsü sistemi sadece köy çocuklarının bir an önce okula ve öğretmene kavuşturmaları açısından değil, köyün çağdaş yöntem ve bilgilerle kalkınması açısından da çok önemli bir atılımdı. Bunun savaş yıllarının imkansızlıkları içinde başarılabilmesi, gerçekçiliği sayesindeydi. Devlet bütçesiyle altından kalkılamayacak büyük yatırımlar yerine, yerel olanakların ve insan emeğinin seferber edilmesi öngörülmüştü. Köy enstitüleri‘nde yetişen gençlerin, işleri çok, gelirleri az da olsa, enstitüdeyken edindikleri güçlü bir idealleri vardı: görevli oldukları köyden başlayarak, ülkelerinin çağdaşlaşması ve halkın adil bir yaşam düzeyine kavuşması için çalışmak, çalışmak, çalışmak… Sistemin ve uygulamanın aksayan tarafları elbette vardı Ama genel açıdan köy enstitüleri Türkiye’nin 1940’lardaki eğitim sorunlarının aşılmasında oluşturulabilecek en akılcı projeydi. Tabii, bu gelişmeden rahatsız olanlar da eksik değildi. Kuvvetlerini halkın eğitimsizliğinden alan köy ağaları ile siyaset ağaları, sisteme muhalefetlerini önce alttan alta başlatmışlardı. Çok partili hayata geçişten sonra bunu, enstitüler hakkında uydurulan rivayetler eşliğinde, yıkıcı bir kampanya haline getireceklerdi. Enstitüleri aşama aşama yıkmayı başaracaklardı. 1940’lı yılların başlarında ise, benim çocukluğum sırasında babamla birlikte tanıdığım köy enstitüleri, Cumhuriyet yönetiminin, geleceğe umutla bakmamıza büyük katkıda bulunan girişimlerinden biriydi. Ve köyler için bir “ kültür devrimi” niteliğindeydi. Bu devrim, 40'lı yılların sonuna doğru darbeler yedikten sonra, 1950‘lerin başlarında tamamen durdurulacaktı. Ama gene de Türk eğitim hayatında ve köy kalkınmasında çok değerli ve kalıcı izler bırakmış olacaktı.
Sayfa 190 - Doğan Kitap
Köy enstitüsü sistemi sadece köy çocuklarının bir an önce okula ve öğretmene kavuşturmaları açısından değil, köyün çağdaş yöntem ve bilgilerle kalkınması açısından da çok önemli bir atılımdı. Bunun savaş yıllarının imkansızlıkları içinde başarılabilmesi, gerçekçiliği sayesindeydi. Devlet bütçesiyle altından kalkıllamayacak büyük yatırımlar yerine, yerel olanakların ve insan emeğinin seferber edilmesi öngörülmüştü. Köy enstitüleri‘nde yetişen gençlerin , işleri çok, gelirleri az da olsa, enstitüdeyken edindikleri güçlü bir idealleri vardı: görevli oldukları köyden başlayarak, ülkelerinin çağdaşlaşması ve halkın adil bir yaşam düzeyine kavuşması için çalışmak, çalışmak, çalışmak… Sistemin ve uygulamanın aksayan tarafları elbette vardı . Ama genel açıdan köy enstitüleri Türkiye’nin 1940’lardaki eğitim sorunlarının aşılmasında oluşturulabilecek en akılcı projeydi. Tabii , bu gelişmeden rahatsız olanlar da eksik değildi. Kuvvetlerini halkın eğitimsizliğinden alan köy ağaları ile siyaset ağaları, sisteme muhalefetlerini önce alttan alta başlatmışlardı. Çok partili hayata geçişten sonra bunu, enstitüler hakkında uydurulan rivayetler eşliğinde, yıkıcı bir kampanya haline getireceklerdi. Enstitüleri aşama aşama yıkmayı başaracaklardı. 1940’lı yılların başlarında ise , benim çocukluğum sırasında babamla birlikte tanıdığım köy enstitüleri, Cumhuriyet yönetiminin, geleceğe umutla bakmamıza büyük katkıda bulunan girişimlerinden biriydi. Ve köyler için bir “ kültür devrimi” niteliğindeydi. Bu devrim , kırklı yılların sonuna doğru darbeler yedikten sonra, 1900 elli‘lerin başlarında tamamen durdurulacaktı. Ama gene de Türk eğitim hayatında ve köy kalkınmasında çok değerli ve kalıcı izler bırakmış olacaktı.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ölümsüzlük ONUN HİKÂYESİ DE, HEPİMİZİNKİ GİBİ BİZ DOĞMADAN çok önce başladı. Hanedanlar boyunca imparatorluk ailelerine en sadık hizmetkârlar kasabamızdan çıktı. Onlara haremağası denir, gerçi biz nezaketimizden Büyük Pederler diyoruz. Hiçbirimiz doğrudan bir Büyük Peder'in akrabası değiliz ama kanımızdan oluşan nehirde geriye doğru gidersek adımız tarihte silinip gitmesin diye erkekliğinden vazgeçmiş amcalara, erkek kardeşlere ve kuzenlere rastlarız. Kuşaklar boyunca yedi ya da sekiz yaşında oğlanlar seçilmiş, kısırlaştırılmış -buna temizlenme denir- imparator ve ailesi için ev işlerini öğrenmek amacıyla saraya gönderilmiştir. On üç ya da on dört yaşında harçlıklarını -biriktirip eve, ebeveynlerine gönderdikleri gümüş paralar- kazanmaya başlarlardı. Bu paralar bir sandıkta, bitkilerle muhafaza edilen kesilmiş erkekliklerinin kökünü saklayan ipek bir keseyle birlikte tutulur. Büyük Pederlerin erkek kardeşleri evlenme çağına geldiğinde ebeveynleri sandığı açar ve gümüş paraları çıkarırdı. Para, eşleriyle evlenmeleri için erkek kardeşlere verilirdi; eşler oğlan doğurur, oğlanlar büyüyüp ya yeni oğlanlar yaparak ya da saraya gidip temizlikçi oğlan olarak ailenin adını yaşatırdı. Yıllar böyle geçti gitti. Büyük Pederler titrek dizleri üstünde imparator efendilerine hizmet edemez hale gelince saraydan azledilir ve yeğenleri tarafından alınırdı. Endişe edecekleri bir şey kalmaz, tüm gün güneşin altında oturur ve saraydan getirdikleri kendileri gibi şişman ve yavaş kedileri okşarlar; erkek köpeklerin vadi boyunca dişileri kovalayışını izlerlerdi. Zamanı gelince ölüm kapılarını çalardı. Cenazeleri kasabamızın en görkemli olaylarındandı: altın ve kırmızı cübbeler içinde altmış dört Budist keşiş ruhlarına cennet yolunda kılavuzluk etmek için kırk dokuz gün boyunca
Sayfa 43·Kitabı okudu