Osmanlı Kurumlarının Kökeni
10/10
·235 syf.··
2025 90. kitabı
Merhum Prof. M. Fuad Köprülü'nün 1931 yılında yayımladığı ve sonradan müstakil bir kitap haline getirilen bu iddialı monografisi, Osmanlı tarih yazıcılığında köklü bir tartışmayı bilimsel temellere oturtan, çığır açıcı bir eserdir. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Osmanlı İmparatorluğu'nun idari, askeri ve hukuki müesseselerinin oluşumunda Bizans İmparatorluğu'ndan ne ölçüde etkilenildiği meselesini kökten sorgulamayı amaçlar. Ana Fikir ve Yazarın Maksadı Köprülü’nün bu araştırmadaki temel motivasyonu ve ana tezi, Batı tarih yazımında "ispatı gereksiz bir gerçeklik" (mütearife) haline gelmiş bir görüşü yıkmaktır. Yazar, çalışmasının ana fikrini şu net cümlelerle ortaya koyar: "F. Köprülü'nün bu monografisindeki ana fikir, Osmanlı müesseselerinin, Bizans müesseselerinin bir taklidi olmayıp, kendi ananesi içinde geliştiğini göstermeye matuftur." Yazar, bu tezini ortaya atarak, sadece bir tarih görüşünü değil, aynı zamanda sağlam bir bilimsel yöntemi savunmayı amaçlamıştır. Atmosfer ve Eleştirel Ortam (Olay Örgüsünün Başlangıcı) Eser, Batılı tarihçilerin geleneksel olarak kabul ettiği, ancak yazarın yetersiz bulduğu bir "hakikat" ile başlar: İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun saray teşrifatından idare teşkilatına kadar çeşitli kurumlarının Bizans'tan büyük tesirler aldığı fikri. Bu yaygın kanaat, XVI. yüzyıldan itibaren Busbec ve della Valle gibi seyyahların gözlemleriyle başlayıp, Rambaud, Charles Diehl ve N. Iorga gibi ünlü tarihçilerin eserlerinde kesin hükümlere dönüşmüştür. Örneğin Rambaud, Vezir-i âzam'ı grand domestique, Kapudan Paşa'yı megaduc ve Kadıasker'i juge du camp gibi Bizans makamlarının doğrudan karşılığı olarak görmekteydi. Diehl ise, Türklerin siyaset ilmine alakasız sert askerler olduğunu ve İstanbul'u
Tarih
Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine TesiriFuad Köprülü · Alfa Yayıncılık · 2018146 okunma
Hata! Hüsran!
1/10
·824 syf.··
2025 8. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2025 21:05
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) 'Değersiz Bir Hayat'ı, yazar 'Değersiz Bir Kitap'ta heba etti demek isterdim ama emeğe saygım her zaman sonsuzdur. Tabi bu bakış açısına göre değişebilir bir gerçek ama benim hayata yüklediğim anlam çerçevesinde asla tasvip edemeyeceğim bir eser oldu bu kitap. Anlatım tarzı oldukça karışık... Bölümler okunmaya başlandığında, kimin anlatımı olduğu 2. 3. sayfada anlaşılıyor. Kısmen biraz kafa karıştırıcı olsa da bu durum pek rahatsız edici olmayabilir. Gitgelli bir zaman akışında, sondan başa, ortalardan sona, ortalardan başa gidip gelince 822 sayfalık bir okuma - ki gereksiz sırf hikaye uzasın diye gereksizin gereksizi ayrıntılara yer verilmiş - eziyete dönüştü açıkçası. Güzel betimlemeler olsa yine çok sırıtmazdı ama basit günlük konuşma tarzlı bir anlatım olmuş. Hadi diyelim konumuz bu değil. İçeriğe bakınca yazar, pedofili gerçeğinin bir çocuğun -çocuğun erkek olması dikkate değer - hayatını nasıl maf edebildiğini vurgulamak istemiş olsun. Kimsesiz olan bu çocuğun, tek tutunağı arkadaşlarıyken konu öyle yerlere geldi ki okurken rahatsız olmamak elde değil. Cinsel tercihlerin bu kadar saptırıldığı kitaplar asla kabulüm olamaz. Mutaassıp bir bakış açısı gibi görünebilir, hoş böyle görünse de fikrim asla değişmez. Çünkü doğa gereği erkek-kadın birlikteğidir doğal olan. Oysa kitapta bunun aşırı derecede saptırıldığı kanısındayım. Eşcinsellik, biseksüellik gereksiz ve rahatsız edici boyutta şişirilmiş (ki bunu özgürlük üzerinden asla tartışma taraftarı değilim) , soğan zarı inceliğinde pedofili vakasına (uygun kelimeyi bulmakta zorlanıyorum) yer verilmiş, acıyı anlatmak yerine tamamen acıtasyon yapılmış(alıntılarda örnek
1000Kitap
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ŞAİBELİ ŞEYLER
Puan vermedi·256 syf.··
2022 56. kitabı
Tarihi kaynaklarda-aynı nakilcinin dahi-bir mesele hakkında nakilcilerrin birbirleri ile ters düşmüş olduğu durumları yeri geldikçe teferruatlı şekilde açıklayıp bu tür ikilemli meselelerde diyalektik yorum kabiliyetini ,önemi akademik tarihte dahi çok olmayacak meselelerde sarf eden yazar, Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadına olan itikadi ve ameli bağlılıkları zamanın kaynakçıları ve bugüne dek gelen tarih ilimcilerince belit olan SultanAlparslan ve Tuğrul Bey ile ilgili İslam'a aykırı davranışlarının olduğu ifade edilen şaibeli nakilcilerin nakillerini aktarırken yahut yorum yaparken , mantıklı çıkarımlardan ve bu kişilerin karakterleri ile zıt düşen hadiseler üzerine akıldane yaklaşımlarda bulunmaktan şiddetle kaçınmıştır. Şayet Tuğrul Bey'in(s.64.) cenazesinin uzun süresarayda tutulmasının sebebini tahnit(mumyalama) şekliyle olabileceğini,ancak bu yöntemle korunabileceğini ve bunun da -Türk-İslam geleneğinde yeri olmadığı halde- gelenekten geldiğini öne sürerek yorum yapmıştır.(19.dipnot) Yazarın,söz konusu medeniyeti Mısır, söz konusu kişilerin de firavun olduğunu tahayyül eder gibi ifade etmesi, tahnit durumu vaki olsa bile bunun zaruriyetten ve geçiçici olarak yapılabileceğini düşünemeyeceğinden değil de itikadına uymayacak hadisileri çarpıtma yoluyla karalama emelinden olsa gerektir . Yazarın,''kaynaklarımız'' şeklinde mütevazı aidiyetle tanıttığı kaynakların(s.128), Sultan Alparslan'ın ,Hezaresb'e ,hadsizliğinden ötürü sert çıkışının sebebibini Hezaresb'in terbiyesizliğine değil de Sultan'ın sarhoş olduğuna bağlamaları yazar için bulunmaz bir çamur atma argümanı olmuştur. Amiyane tabirle zıttırıvızzık hadiselere satırlarca açıklama yapan,mantık kurmaya çabalayan yazar acaba neden '' her ne kadar şaibeli nakilciler Sultan'ın inancı ve karakterine zıt halleri öne
Tarih
Sultan Alp ArslanCihan Piyadeoğlu · Kronik Kitap · 2021553 okunma
Puan vermedi·560 syf.··
2020 25. kitabı
Her şey Ingmar Bergman'ın "Persona" filmini izlemekle başladı. Carl Gustav Jung hakkında açıkça söylemek gerekirse çok ciddi bir fikrim yoktu. Jung'un kuramlarını ve fikirlerini filmlerine işleyen Bergman sinemasına yönelmem ile Jung araştırma ve incelemelerim başladı. Bu süreçteki en önemli kaynak da tabi ki "Kırmızı Kitap" oldu. "Bu deruni hayalleri izlediğim yıllar, hayatımın en önemli dönemleriydi. Diğer her şey buradan yola çıktı. Tüm hayatım, bilinçdışından patlak veren gizemli bir çağlayan gibi, bazen beni yıkabilecek kadar güçlü olan bu akıntıyı anlamakla geçti. Sonrası sadece sınıflandırma, bilimsel değerlendirme ve hayata tatbik etme." Jung'un kitabi yazdığı dönemi anlatan bu sözleri onun hayatindaki yerinin de altını çiziyor sanırım. Bir postüla bir aksiyom kabul edip çoğumuzun üzerine eğilemeden sormadan geçtiği ruh ve Tanri kavramlarına odaklanirken; arketip, kollektif bilinçdışı, persona, anima, animus gibi temel kavramlardan oluşan kuramlarınin nasıl ortaya çıktıgına da açıklık getiriyor. Hazların çok sabrın yok olduğu kısır bir dönemde kişiliğin yüksek düzeyde gelişmesini sağlayan "bireyselleşme sürecini" nasıl yaşadığını anlatır ve bunu ince edebi bir dille yaparak bilinç akışı ve dolayli duyguyu da fevkalade sağlar. Richard Wilhelm'in "Altın Çiçeğin Sırrı" kitabından sonra simyaya merak salan ve doğa bilimleri ile de ilgili olan Jung bir nevi "insan" olamayı bir sanat haline getirip bu konudaki meziyetleri ortaya döker, benlik arayışında "insan"ı bulmanız için rehberlik eder. Kitapta sıkça Dante'nin "ilahi komedyası" , Gothe'nin Faust'u ve Nietzsche'nin "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ü anılır. Hatta Nietzsche'nin kitabına cevap niteliği taşıyacak ifadeler de var. "Tanri ölmemiştir. O, insanın dışındaki dini, milli ve siyasi yapılarda aranmak yerine tek tek
Felsefe
Kırmızı KitapCarl Gustav Jung · Kaknüs Yayınları · 20141,014 okunma