Merhum Prof. M. Fuad Köprülü'nün 1931 yılında yayımladığı ve sonradan müstakil bir kitap haline getirilen bu iddialı monografisi, Osmanlı tarih yazıcılığında köklü bir tartışmayı bilimsel temellere oturtan, çığır açıcı bir eserdir. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Osmanlı İmparatorluğu'nun idari, askeri ve hukuki müesseselerinin oluşumunda Bizans İmparatorluğu'ndan ne ölçüde etkilenildiği meselesini kökten sorgulamayı amaçlar.
Ana Fikir ve Yazarın Maksadı
Köprülü’nün bu araştırmadaki temel motivasyonu ve ana tezi, Batı tarih yazımında "ispatı gereksiz bir gerçeklik" (mütearife) haline gelmiş bir görüşü yıkmaktır. Yazar, çalışmasının ana fikrini şu net cümlelerle ortaya koyar:
"F. Köprülü'nün bu monografisindeki ana fikir, Osmanlı müesseselerinin, Bizans müesseselerinin bir taklidi olmayıp, kendi ananesi içinde geliştiğini göstermeye matuftur."
Yazar, bu tezini ortaya atarak, sadece bir tarih görüşünü değil, aynı zamanda sağlam bir bilimsel yöntemi savunmayı amaçlamıştır.
Atmosfer ve Eleştirel Ortam (Olay Örgüsünün Başlangıcı)
Eser, Batılı tarihçilerin geleneksel olarak kabul ettiği, ancak yazarın yetersiz bulduğu bir "hakikat" ile başlar: İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun saray teşrifatından idare teşkilatına kadar çeşitli kurumlarının Bizans'tan büyük tesirler aldığı fikri.
Bu yaygın kanaat, XVI. yüzyıldan itibaren Busbec ve della Valle gibi seyyahların gözlemleriyle başlayıp, Rambaud, Charles Diehl ve N. Iorga gibi ünlü tarihçilerin eserlerinde kesin hükümlere dönüşmüştür. Örneğin Rambaud, Vezir-i âzam'ı grand domestique, Kapudan Paşa'yı megaduc ve Kadıasker'i juge du camp gibi Bizans makamlarının doğrudan karşılığı olarak görmekteydi. Diehl ise, Türklerin siyaset ilmine alakasız sert askerler olduğunu ve İstanbul'u